gaziantep türbanlı escort mobil onay

YUNAN ADALARI GEZİSİ – 13

Rehberimiz Yorgo, Girit’te keçi ve koyun sütü ile peynirlerinin çok meşhur  olduğunu, sanayi tipi hayvan çiftlikleri olmadığı için Ada ihtiyacını ancak karşıladığını ve tamamının Adada tüketildiğini söyledi. Girit’e özgü gravyera peyniri %100 koyun sütünden yapılıyormuş.
      Köylerde hayat basit, ucuz ve özgür olduğu için herkes olduğu yerde kalmayı tercih ediyormuş. Yorgo, “Gençler şehirlere gelmezler, göç akımı yok, bu yüzden de nüfusun büyük çoğunluğu köylerde yaşar. Yunanistan ekonomik krizden çok etkilendi, kriz 8 yıl sürdü. Şimdi yavaş yavaş toparlanıyor. Girit bu krizden hiç etkilenmedi, iş kaybı da olmadı. Fabrika yoktu ki kapansın. Burada eğitim görenler turizmde çalışır, eğitim almayanlar tarımda çalışır. Gençler başkasının emri altında çalışmak istemezler. Tarımın en önemli kısmı zeytindir. Zeytin buralarda antik çağlardaki beri üretilir. Zeytinin yoğun tadı yoktur, ancak aromatik bir tadı vardır. Zeytinler küçük olur, %95’inden yağ üretilir. 3,5 -4 kg zeytinden 1 kg. zeytinyağı çıkar. Çok kaliteli ve asit oranı düşük sızma zeytinyağıdır. Yunanistan’ın zeytinyağının %60’ı burada üretilir. Dünya zeytinyağı üretiminde 1. İspanya, 2. İtalya, 3. Yunanistan gelir. Ada halkı yazın Nisan Ekim ayları arasında turizm, kışın Kasım ayından Şubat ayına kadar zeytin işi başlar. Mart ayında dinlenirler. 2. Dünya Savaşında Yunanistan’da onbinlerce kişi öldü, Ama burada açlıktan hiç kimse ölmedi.” dedi. 
     Girit, Avrupa’nın en eski şarap üretim merkeziymiş, M.Ö. 1550 yılından kalma şarap üretim tesislerinin kalıntıları bulunmuş. 
     Bizi de köyde bir şarap üretim tesisini gezmeye götürdüler. Kökenleri, mübadelede dedesi Kapadokya’dan gelen bir aileye dayanıyor. Kapadokya’da şarap üretiyorlarmış, Girit’e göçünce aynı işi burada kurmuşlar. Tamamen el emeği, fabrikasyon değil, şarap ve Girit rakısı üretiliyor. Tesisin sahibi Bay Vasilis, saygısında ayakkabılarını çıkardı, konuşmasını öyle yaptı. Şarabı ve rakıyı hiç anason katmadan nasıl yaptığını anlattı. Bize de şarap ve rakı ikram ettiler. Bu rakı ve şarapları sadece gelenler alıyor, dışarıda satılmıyormuş. Bay Vasilis Türkçe bilmiyor, ama Türkiye’yi ve Türkleri çok sevdiğini ve Özlem duyduğunu anlattı.
    En son durağımız 4 bin yıllık 1500 odalı Knosos sarayıydı. Alçak bir tepenin üzerinde bulunan saray aynen bir labirente benziyor. Saray depremlerden iki kere yıkılmış, iki kere yeniden eski sarayın üstüne inşa edilmiş. Saray’ın duvarlarındaki resimleri ve heykellerin asılları ile saraydan çıkan bütün eserler Heraklion arkeoloji müzesinde saklanıyor, yerlerine kopyalarını koymuşlar. Saraydaki yazılar Çinceye benziyor, bu yazılar hala çözülememiş.
      Yunanistan’ın tarihi eserleri arasında 1.sırada Akropolis geliyor, 2.sırada Knosos Sarayı geliyor. O kadar önemli bir yer. Bu Saray’dan çıkan eserler şahane bir müze olan Heraklion müzesinde bulunuyor. O kadar zengin bir müze ki geze geze bitiremedik.
     1894 yılında Girit’e İngiliz ArturEvans isimli bir arkeolog geliyor ve buradaki uygarlığı keşfediyor. 1934 yılında kazıları bitiriyor, 1935 yılında da Yunanlılara hibe ediyor. Yunanlılar ArturEvans’a sör ünvanı veriyor. Ancak binaları restore etmek için Yorgo’nun ifadesiyle korkunç bir şey yapıyor. 100 yıl önce beton keşfedilmiş, bu arkeolog tarihi eserleri betonla tamir ediyor. Tabi betonun ömrü kısa olduğu için bir süre sonra dökülüyor. Yorgo harabeleri gezdirirken  bu arkeologdan “Betoncu Amca” diye söz etti. Aslında adamın amacı kötü değilmiş, ama aynen bizdeki gibi tarihi eserleri restore edeyim derken mahvetmiş. 
    Yunanistan’da özel üniversite yasakmış, 17 devlet üniversitesinden 2 tanesi Girit’te bulunuyormuş.
      1669 yılında Osmanlılar’ın eline geçen adada, Osmanlılar’dan sadece bir cami, bir çeşme, şimdi kullanılmayan su kemerleri kalmış.
     Rehberimiz Yorgo, Adada eskiden savaş olmadığı için silah ve surların bulunmadığını, bunların yerine Avrupa’nın en eski yollarının ve en eski tiyatrolarının burada olduğunu söyledi. 
      Girit kendi kendine yeten, insanların stressiz ve sakin yaşadığı mutlu bir yer. Doğrusu imrendim ve burada gerçekten yaşanır, dedim. 
      Girit gezimiz akşama bitti, gemimize döndük ve böylece Yunan Adaları gezimizi tamamlamış olduk. Gece boyu yolculuktan sonra güzel vatanımıza kavuştuk. Kuşu altın kafese koymuşlar, “Ah vatanım demiş.” Biz de o hesap ertesi günü vatan topraklarına basmanın mutluluğuna eriştik. 
YORUM EKLE

banner133