Hayrettin Aytar

Hayrettin Aytar

BİR ZAMANLAR HUZUR İÇERİSİNDE YAŞADIĞIMIZ BİR BOLU’MUZ VARDI…

Hatırlayabildiği kadarıyla 1980 yılında Askeri cuntanın yapmış olduğu darbenin ülke genelinde vermiş olduğu zorluklar ve hayatı alabildiğince zorlaştırması, ülke insanımızın fikir, düşünce ,demokrasi, insan hakları konularında epey gerilemesine sebebiyet veren Evren ve avarelerinin ülke siyasi tarihine kara bir leke olarak geçen askeri darbe yansımaları hissedilse de her şeye rağmen huzurlu bir şehrimiz vardı.

O vakitler henüz teknoloji insanları, yaşamları etkisi altına alamamış, yaşantımızın önceliği ve kırmızı çizgilerimiz henüz asimile olmamış insanımızı bir birine bağlayan değerler insanımız hayatının merkezindeki yerlerini sağlam bir şekilde muhafaza etmeye devam etmekteydi.

Mahallede her kes birbirini tanır, her kes birbirinin sıkıntılarını dertlerini bilir ve de insanlar arasındaki iletişim hiçbir zaman kesilmezdi. Sokakta oyun oynamaktan yorularak susayan ve acıkan çocuklar kendilerine en yakın eve girer yemek ve su ihtiyaçlarını karşıladıktan sonra oyunlarına kaldıkları yerden devam eder, mahalle adı verilen o büyük ailenin içerisinde huzurlu bir şekilde büyür giderlerdi.

Günün yorgunluğuna rağmen kalabalık oturmalar olurda bazen sokak lambalarının altında bazen evlerde. Çayla birlikte yapılan samimi hoş sohbetler muhabbetler tüm yorgunluğumuzu alır,komşuları birbirlerine bir adım daha yakınlaştırır ve bütünleştirirdi. Misafirliğe gitmek için önceden haber vermeye gerek kalmazdı genelde çat kapı gelinilir ve gidilirdi. Çayı, şekeri biten yemek yapacak yağı tükenen soluğu hemencecik komşusunda alırdı. Cenaze evine yemek yaptırılmaz komşular sırasıyla yemeklerini hazırlarlardı. Düğünlerde ise imkanlar dahilinde tüm imkanlar seferber edilerek düğün sahibinin yanında olunurdu.

Hata ve kusurlarımız için mahalle büyüklerimizin yaptığı uyarılar, anne babamızın yapmış olduğu uyarılar gibi algılanır, uyarıyı yapan büyüğümüze her hangi bir şekilde karşılık verilmez, saygısızlık edilmezdi.

O zamanlar Bolumuzda yukarı çarşıdan bağırılsa aşağı çarşıdan duyulurdu. İnsanların büyük bir çoğunluğu bir birlerini tanırlardı. Herhangi bir kişi bir taşkınlık yapsa, bir başkasına zarar verse hemen duyulur ve bunu yapan kişi toplum tarafından ayıplanırdı.

Siftah yapan esnaf gelen ikinci müşterisini siftah etmeyen dükkan komşusuna yönlendirmekten çekinmezdi.

Evet kıymetli okurlarım çok eskilerden bahsetmiyorum bu tespitlerimin evveli 40 sene civarlarında sadece. Zaman ne kadar çabuk tüketiyor değil mi? teknoloji ne kadar çabuklaştırıyor sonumuzu. Boyalı basın magazin televizyonculuğu ne kadar acımasız bir şekilde beyinlerini işgal ediyor çocuklarımızın. Bizi biz yapan değerler artık batını kokuşmuş kültürüne mağlup olmuş ve ne yazık ki bir zamanlar uğruna büyük bedeller ödediklerimizin artık toplumda hiçbir karşılığının kalmamış olmasını acı bir çaresizlik içinde izlemekle yetiniyoruz sadece.

Huzur kenti olarak bilinen ilimizde son günlerde yaşanan üzücü olaylar, huzurlu bir şekilde yaşamaya alışmış içine kapanık ve sakin bir topluluk olan İlimiz insan yapısını artık gün geçtikçe endişeye sevk etmekte, çocuklarımızın geleceği adına bizleri karamsarlığa itmektedir.

Reçete beyinleri işgal edilerek kendilerine modernlik çağdaşlık adı altında zehir enjekte edilerek kendilerine fıtratlarına aykırı yön belirlenmek, çizilmek istenen gençlerimizin ve ailelerin bu oyunları bozarak, tekrar bizi biz yapan değerlerimiz etrafında kenetlenerek tekrar o eski huzurlu

günlerimize dönmek ve çocuklarımıza tekrar güvenli ve huzurlu bir gelecek adına değerlerimizle beraber tekrar dirilmek Bolum ve Ülkem adına en büyük temennimdir.

Sözlerime son verirken hepinizi hürmetle muhabbetle selamlarım. Hepiniz Allah’a emanet olunuz.

Önceki ve Sonraki Yazılar