Hak ihlalleri artık sona ermeli

AİBÜ-ÖED başkanı Bahadır Aydın rektörlük seçimlerine bir yıldan az bir zaman kaldığını hatırlattı; Aydın;“Özellikle üyelerimizin ve mağduriyet yaşayan diğer öğretim elemanlarının özlük hakları konusunda sorunlarının çözümüne yönelik, samimi ve dürüst davranacağına inandığımız bir adayı desteklemeyi düşünüyoruz. Umarım, yeni dönem hak ihlallerinin olmadığı bir dönem olarak akıllarda kalır.”dedi

Hak ihlalleri artık sona ermeli
 Abant İzzet Baysal Üniversitesi Öğretim Elemanları Derneği başkanı Bahadır Aydın Bolu Olay gazetesi imtiyaz sahibi Erhan Beykoz ‘a Abant İzzet Baysal Üniversitesinde yaşanan son gelişmeleri değerlendirdi.

 

Derneğiniz hangi amaçla ne zaman kuruldu?

Derneğimiz 2010 yılında kuruldu. Hangi amaçla sorusuna cevap için önce şunu ifade etmek yerinde olur. Ordu Üniversitesinde öğretim elemanları kapılarına üzerinde sadece “İnsan, Toplum, Doğa Yararına Üniversite İstiyoruz” yazan kokartları izinsiz astıkları için haklarında soruşturma açılan bir ülkede yaşıyoruz. Tahammülsüzlüğün ulaştığı belki son nokta budur. İşte dernek olarak amaçlarımızdan biri, akademik çevrenin bilimsellik ve akılcılığı kısıtlayacak her türlü baskı ve zordan arındırılmış, evrensel bir bilim ve kültür ortamı içerisinde çalışma ve bilim üretme hakkını savunmaktır. Eğitim ve öğrenme hakkının temel insan haklarından birisi olduğundan hareketle, bu hakkın elde edilmesini sağlayacak mesleki politikalar üretilmesine yönelik çalışmalar yapmak amacımızdır. Elbette bunların yanında üyelerinin özlük hakları için örgütlü hareket etmek derneğin asli görevlerinden bir diğeridir.

 

Sohbetimize güncel bir tartışma konusu ile başlayalım. Son günlerde basında “ilk vakıf destekli devlet üniversitesi” olarak Kayseri’deki Abdullah Gül Üniversitesinin adı geçiyor. Adı geçen üniversite Abant İzzet Baysal Üniversitesi’nden önce mi kuruldu ki böyle bir reklam yapılıyor. Ya da AİBÜ’nün statüsü farklı mı? Ahmet Baysal ve Esin Avunduk bu konuda bazı açıklamalar yaptı. Bu konuda siz ne düşünüyorsunuz?

 

Aslında bu sorunun muhatabı biz olmamalıyız. Rektörlük bu konuda bir açıklama yapabilir ve yapmalıdır diye düşünüyorum. Ama şu kadarını söyleyebilirim. Vakıf destekli devlet üniversitesinin bir övünç nedeni olarak verilmesinin ne kadar doğru olduğu da tartışılmalıdır. Devlet, eğer üniversiteleri kamu kaynağı dışında kaynaklardan destek almak zorunda bırakıyorsa, bu başlı başına üniversitelerin geleceği adına sıkıntı kaynağıdır. Ama şunu tereddütsüz söylemek mümkündür. Türkiye’de vakıf desteğinde kurulan ilk devlet üniversitesi Abant İzzet Baysal Üniversitesidir. Hatta birçok gazeteci bazı yazılarında, AİBÜ’yü vakfın etkisinin büyüklüğünden etkilenerek vakıf üniversitesi olarak tanımlıyordu. Ancak, bu konuda derneğimizin açıklama yapmasının bir anlamı yoktur, açıklama yapması gereken AİBÜ Rektörlüğü ve YÖK’tür.

 

Üniversitede basına da yansıyan önemli sıkıntılar yaşandı bu konularda dernek olarak duruşunuz nedir? Örneğin bizim gazetemizde de sıkça dile getirdiğimiz bir kadro sorunu var? Geçtiğimiz günlerde bir ilan daha çıktı, bu ilanda beklediğiniz kadrolara yer verilmiş miydi yoksa sorun devam ediyor mu?  Bu sorun Üniversitede yeterli kadro olmadığı için mi yoksa rektörlüğün tutumu mu?

 

Öncelikle üniversitemizde bir kadro tahsisi sıkıntısı olmadığını söylemeliyim. Sorun, var olan kadroların kişiler arasında ayırım gözetilerek tahsisidir. 2-3 yıldır profesörlük, doçentlik ya da yardımcı doçentlik kadrosu beklediği halde hak ettiği kadroları alamayan öğretim elemanları varken, aynı birimlerde kadro bekleyenlerden sonra unvan alanların kadro tahsislerinin zaman geçirilmeden yapıldığı herkes tarafından bilinmekte ve izlenmektedir. Kadro sorunu konusunda yargıya taşınmış davalar mevcuttur ve yakın zamanda yeni davaların açılması söz konusudur. Ancak, bu tutumu rektörlüğün tutumu diyerek tanımlamak sorunu doğru tespit etmeyi de engellemektedir. Sorun rektörlük ve fakülte dekanlıklarının ortak tutumu ile ortaya çıkmaktadır. Nihayetinde rektörlük fakülte dekanlıklarının talepleri ile harekete geçmekte ya da geçmemektedir. Dolayısıyla sorun bir yönetim sorunudur. Eğitim Fakültesi için verilen bir profesör ilanına başvuran arkadaşımız Doç.Dr.Gülşen Leblebicioğlu, aynı ilana dışarıdan yaptırılan bir başvuru ile devre dışı bırakılmaya çalışılmıştır. İlgili kişi bir başka üniversiteye geçmiş olmasına ve bu kadro için verilen ilanın üzerinden yaklaşık 8 ay geçmiş olmasına rağmen halen atama süreci devam ettiriliyor gibi gösterilmektedir. Tek amaç Gülşen Leblebicioğlu’nun hak ettiği kadronun ne pahasına olursa olsun verilmek istenmemesidir. Sebebi de açıktır, Gülşen Leblebicioğlu’nun uğradığı haksızlıklar karşısında suskun kalmamasıdır. Bu konu da yargıya taşınmış ve halen devam etmektedir.

 

Bir önceki rektör döneminde de benzer sorunlar yaşandığı söyleniyor bu konuda neler söyleyeceksiniz?

 

Olabilir, daha önce de kadro sorunu yaşayan öğretim elemanları olduğunu biliyorum, ancak yine de yargıya taşınmış bir kadro sorunu da hatırlamıyorum. Hatta şunu rahatlıkla söyleyebilirim, bugün üniversite yönetiminde bulunanların nerdeyse tamamı bir önceki rektör döneminde unvan ve kadro almışlardır. Geçen dönemde kendi bölümümde unvan alıp bekleyen tek bir öğretim elemanı hatırlamıyorum. Ben ve dernek üyesi arkadaşlarımız geçmiş yönetim döneminde de dili döndüğünce özlük hakları konusunda düşüncelerini ifade etmiştir. Eğer o dönemde bugünkü gibi sorunlar yaşandı ise o da doğru değildi, bugün de doğru değil. Ama sistematik bir kadro vermeme politikasının Atilla Kılıç döneminde olmadığını biliyorum, kaldı ki tekrar söylüyorum bugün mevcut fakülte dekanlarının ve üniversite yönetiminde bulunanların birçoğu Atilla Kılıç döneminde profesör olmuştur.

 

İki rektör yardımcısının istifasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bizim dernek olarak istifa nedenleri hakkında basına yansıyanlar kadar bilgimiz var, bu olaylar hakkında da bir yorum yapmanın etik olmayacağını düşünüyorum. Ancak sadece şunu söyleyebilirim bu tip haberler üniversitenin adı üzerinde ciddi sıkıntılara yol açmaktadır.

 

YÖK’e üniversite tarafından gönderilen bir rapor basına yansıdı ve bizde bu konuda haber yaptık. Bolulu işadamlarını töhmet altında bırakan bu rapor konusunda sizin düşünceleriniz nelerdir. Bir üyeniz bu görüşleri protesto etmek üzere açık havada izleyicilerin önünde bir İzzet Baysal portresi yapmıştı ve bunu derneğinize bağışladı. Neden farklı bir yere değil de derneğe bağışlandığını açıklayabilir misiniz?

 

Değil öğretim elemanlarının hiç kimsenin böyle bir değerlendirme hakkı olmadığını düşünüyorum. İşadamlarının kazançları ile ilgili tereddüt varsa bunun değerlendirilmesi ve gereğinin yapılması ilgili kurumlara ait bir görevdir. Böyle bir değerlendirmeye katılmamız söz konusu olamaz. Evet dernek olarak bizim de YÖK tarafından hazırlanan yasa tasarısına itirazlarımız var ve kesin olarak o raporu yazanlardan daha fazla. Biz üniversitelerin ticari işletmeler haline getirilmesine yönelik her türlü düzenlemenin karşısında olduğumuzu söylüyoruz. Ayrıntısına girmeyeceğim, dernek olarak bu konuda daha önce bir basın açıklaması yaptık ve düşüncelerimizi ortaya koyduk. Ama bahsi geçen raporda yer alan değerlendirmeleri tasvip etmemiz mümkün değildir. Evet, bir üyemizin böyle bir çalışması vardı ve bunu 19 Mart’ta açılışı yapılan Resim sergisinde derneğimize bağışladı. Resmin yapılış gerekçesini ressam daha iyi açıklayabilir ama derneğe bağışın nedeni açıktır, satışından elde edilecek gelir dernek tarafından belirlenen ihtiyaç sahibi öğrencilere burs olarak dağıtılacaktır.

 

Dernek olarak öğrencilere burs verdiğinizi söylüyorsunuz ama, Sosyal Bilimler Enstitüsü müdürünün durumu iyi olmayan öğrencilere yönelik olması gereken bursu kendi kızına tahsis ettirdiği yerel ve ulusal basına yansıdı. Bu doğru mu ve doğruysa bu nasıl izah edilebilir?

 

Doğru olup olmadığını konunun muhataplarına sormak gerekir. Ancak basında çıkan haberlere bir tekzip hatırlamıyorum. Bu konuda fazla söyleyecek bir şeyim yok, sadece belki şunu söylemem konu hakkında neler düşündüğümüzü özetler. Biz dernek üyeleri olarak oluşturduğumuz gönüllü fondan maddi sıkıntı yaşayan öğrencilerimize destek vermeye çalışan, bu nedenle bu tip bursların mutlaka hedef öğrencilere ulaşması gerektiğini düşünen bir grubuz, Mart ayındaki Mahmut Öztürk’ün bağışladığı resim de bu fona aktarılacaktır. Ne ben ne de dernek üyelerimizin farklı tutumlarda olma ihtimali söz konusu değildir, olanların da aramızda yeri olamaz. İfade ettiğiniz olayda adı geçenlerin de derneğimizle uzaktan yakından hiçbir ilgisi yoktur ve olamaz.

 

Üniversitede idari personel konusunda kayırmacılık sürekli dile getirilmektedir, aslında bir önceki rektör döneminde de bunların yaşandığı iddia edilmektedir. Bu konularda sizin düşünceniz nedir?

 

Bu sorunun muhatabı aslında o dönem yöneticilerdir ve onlar cevap vermelidir. Ama bana sorduğunuz için gözlem çerçevesinde şunu söyleyebilirim, önceki dönem kayırmacılık yapıldığı söylemi ayakları yere basmayan bir söylemdir. Çok çirkin tanımlar altında kayırmacılık yapıldığı iddia edilmektedir. Oysa Atilla Kılıç döneminde dışarıdan ataması yapılan personel sayısı yanlış hatırlamıyorsam 2-3 kişiyi geçmez, Atilla Kılıç Bolulular arasında mı ayrımcılık yapmış oluyor. Atilla Kılıç döneminde idari personel içinde yönetici olarak görev yapanların neredeyse tamamı bugün yetkili sendikanın üyesidirler. Fakülte sekreteri olarak görev yapanların içinde dışarıdan atanmış tek kişi yoktur ve tümü o dönemde de bugün yetkili olan sendikanın üyesi idiler. O zaman atamalarda ayrımcılık yapıldığı nasıl söylenir anlayamıyorum. Kendim ve dernek içindeki arkadaşlarımın bu tip suçlamalara muhatap edilmesini de yadırgıyorum. Her kim hakkının yendiğine inanıyorsa bunun hesabını yargı önünde sormalıdır, yargıya başvurmayıp bunu dedikodu niteliğine dönüştürmek sorun çözmez sorun üretir. Gazetelerin mesaj köşelerinde ya da sanal ortamlarda benimle ya da dernek üyeleri ile ilgili isimsiz yazılmış yazı ve değerlendirmeleri dikkate almıyorum. Biz düşüncelerini her platformda ismiyle ya da kurumsal kimliği ile çekinmeden ifade etmeyi ilke edinmişlerdeniz. Bu nedenle üniversite öğretim elemanlarının bile bu köşelerde takma adlarla yazı yazmalarını ise korkaklık göstergesi ve komiklik olarak değerlendiriyorum.

 

Önümüzdeki yıl rektörlük seçimleri yapılacak, dernek olarak seçimlere yönelik bir çalışmanız ya da adayınız var mı?

 

Evet, rektörlük seçimlerine bir yıldan az bir zaman kaldı. Mevcut yasal düzenlemenin bizdeki seçimlere yetişmeyeceği görünüyor, dolayısıyla seçim yöntemi yine aynı olacak. Böyle bir seçim yönteminde, dernek olarak şu anda belirlenmiş bir tavrımız yok, ancak geçmişte de söylediğimiz gibi bu seçim sistemi ile öğretim üyelerinin iradelerinin sandığa yansıma ihtimali de, seçim sandığına yansıyacak iradenin ne kadar tutarlı olduğu da ayrıca tartışılmaya değerdir. Sorunuz rektör nasıl belirlenmeli olmadığı için, rektör seçimine yönelik düşüncelerimden bağımsız olarak şunu söyleyebilirim. Adaylardan özellikle üyelerimizin ve mağduriyet yaşayan diğer öğretim elemanlarının özlük hakları konusunda sorunlarının çözümüne yönelik, samimi ve dürüst davranacağına inanılan bir aday desteklenebilir. Böyle bir beklenti oluşturacak aday olmaması durumunda yine dernek üyeleri arasında yapılacak tartışmalarla tavrımız belirlenebilir. Umarım, yeni dönem hak ihlallerinin olmadığı bir dönem olarak akıllarda kalır.

Güncelleme Tarihi: 25 Nisan 2013, 21:00
YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner128

banner124