BOLU’NUN ZARİF VE HAYIRSEVER HANIMEFENDİLERİ SOLMAZ BAYSAL VE MEBRURE BAĞIŞGİL- 8

   Geçen haftadan devam ediyorum.

    .../.

     NÖ-Gençlere tavsiyeleriniz neler olabilir?

     SB-Gençler hayatlarının kıymetini bilsinler. Her şeyden, ellerinde olandan memnun olmayı bilsinler. Ailelerini üzmesinler, ailelerinin kıymetini bilsinler. Çünkü aile çok mühim. Çalışmaya, okumaya ve doğruluğa önem versinler.

    NÖ-İnsan belli bir yaştan sonra hayata daha farklı bakıyor değil mi?

    SB-Ne yaparsanız onun karşılığını görürsünüz. Ne ekersen onu biçersin derler. Doğruluktan şaşmasınlar, muhakkak menfaatini görürler. Her şeyi müsbet düşünmeye çalışsınlar.  Menfi şey çok, ama hayata daima iyi tarafından baksınlar. Mesela bizim evimizde imkanımız var, ama gördüğünüz gibi daima vasat yaşarız. Öyle alışmadık, zaten fazlası beni rahatsız eder, nasıl alıştıksa öyle gideriz. Şimdi bakıyorum, gençler “Arkadaşımda var, ben de istiyorum.” diyor. Böyle söyleyen çok, bunun sonu gelmez. Mesela benim çalışanımın çocuğu vardı. Çocuğa ihtiyacı olmayan şeyleri alma, ihtiyacı varsa veya ihtiyacı olduğu zaman alın, bunun sonu gelmez derdim. İhtiyacı varsa bir de al, iki de al. Ana baba olunca zaaf gösteriyorlar.

   NÖ-Bir de ben çektim, çocuğum çekmesin şeklinde bir görüş oluyor. Ama yine de çocuklar mutlu değiller, tatmin olmuyorlar. Çocukken bir elbise alınsa çok mutlu olurduk. Eskiden çok yokluk vardı.

    SB-Bu çekmek değil. Çocukları o kadar boğuyorlar ki her şeye, mutlu olamıyor çocuklar, görüyorum etraftan. Beş kardeştik, birimize ayakkabı alınsa çok sevinirdik. Şimdi çok israf var, ben görüyorum çok alınıyor. O elbisesine uygun, bu ayakkabısına uygun diyerek. Kaç tane bebek elbisesi alınıyor. On tane patiği, on tane ayakkabısı var. İki ay giyiyor, çocuk büyüyor. Kalkınmak İçin israftan kaçınmak lazım, başka yolu yok. Tabi biraz iş bakımından olmalı, ama aşırıya kaçmamalı.

     NÖ-Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu zaman çok korkunç yokluklar varmış.

     SB- Olmaz olur mu? Bakın ben 1930 doğumluyum, 5-6 yaşlarımı ancak hatırlıyorum. O zamanlar halka nazaran şehirlerde memurlar çok iyiydi. Fakat köylüler nasıl fakirdi, dökülüyorlardı adeta. Köyde bir kaç ağanın durumu iyiydi. Köylüler ırgatlık yaparlardı. Odun kesmek için baltaları omzunda kapı ararlardı. Bizde köylü kadınlar çalışırdı, ayakkabıları filan yoktu, çarık giyerlerdi. Yama üstüne yama yapılırdı, köydekiler yamalı parça isterlerdi.

    NÖ-Ben de anneannemden çok dinlerdim. 1950’lere kadar ayakkabı yoktu, çarık giyerdik diye anlatırdı. Sonradan lastik ayakkabılar çıktı da lastik giymeye başladık derdi.

    SB-Cizlevet lastik derlerdi. Daha sonra mes lastikler çıktı. Ben bunları o zaman çok kavrayacak yaşta değildim, ama çok fakirlik vardı, onu biliyorum. Daha sonraları biraz iyileşti. Pazarda saat 11.00’den sonra tereyağı bulunmazdı. Şimdi pazara gidiyorsunuz, sebil, dolu. Halk savaşlar nedeniyle çok fakirleşmiş. Bir soğan bile lüks sayılırdı. Her gün bir soğan kırsa, bir tarla ister. Savaşlar öncesi kocaman kocaman evler varmış, durumları iyiymiş. Ama peş peşe savaşlar olunca yokluklar başlamış. Savaş hiç kolay değil. Bütün tarlalar boz, çoğu etkilemiyor, ekilse para etmiyor. İstiklal Savaşında tohumlar bile askere verilmiş. Habire tenkit ediyorlar, ama o en zor şartlarda bile Bolu’da hastane yapmışlar. Şimdi Sanat Okulu olan yer hastaneydi. Kızılay Hamamında da hastaları yıkarlarmış. İstiklal Savaşı bittikten sonra Atatürk’ün İnönü’ye yazdığı bir mektup var. O mektubu saklıyorum hala. Atatürk İnönü’ye diyor ki “Şimdi seni başbakan yapmak istiyorum. Hemen itiraz etme.” Şimdi aklımda değil, Türkiye’de kaç tane ebe, kaç tane doktor, ne kadar meslek sahibi var, bunları sayıyor. Tabi komik rakamlar. Bu mektubu Emin Çölaşan yazmıştı. Frengi, sıtma, verem kol geziyordu. Genç kızlığımda bile verem vardı.

   NÖ-Geçmişte veremden genç genç insanlar ölüyormuş. Padişah Abdülmecit’in hayatını okumuştum, 38 yaşında veremden ölmüş. Düşünün padişah bile bu hastalıktan hayatını kaybetmiş.

   SB-Onların ölmesi çok normal. Harem Dairesini gezdiniz mi hiç? Havasız, güneş görmeyen yerlerde gergef işle, padişaha hazırlık yap, başka bir şey yok. Aman böyle havasız yaşanır mı? Ayrıca Saray’da hep entrika var.

    NÖ-Padişahlarla ilgili diziler yayınlandıkça yeni yeni çok değişik kitaplar yazılmaya başlandı. Eskiden padişahların hayatı ile ilgili bu kadar kitap yoktu.

    SB-Şimdi birinci kanalda ikinci Abdülhamit’in dizisi var. Sanki sütten çıkmış ak kaşık. Birisi de bana Padişahlar kitabı hediye etmişti. Onu okudum,  padişahların hiç kötü yanlarını yazmamışlar.

   NÖ-Bence bu diziler bilinçli olarak beyin yıkama operasyonu. Ben artık hiç dizi izlemiyorum. Türkan Saylan’ın hayatını anlatan dizi vardı, Kurtuluş Savaşı’nda geçen Kırık Kanatlar dizisi vardı, çok güzeldiler. İşlerine gelmediği için bu dizileri yarıda kesip, yayından kaldırdılar. Şimdi sürekli kendi yaratmak istedikleri tarihi dikte ettirmek için algı yaratmaya çalışıyorlar. Gerçek belgeler olmasına rağmen hala yalanlarla dizi yapıyorlar. Şizofren teşhisi olan zır deli Fesli Kadir denilen hainin uydurma tarih kitaplarını tavsiye ediyorlar.

   SB-Bunlar ta 1950’den beri devam ediyor. Menderes’ten itibaren Cumhuriyet’in içine kurt girdi. Menderes de öyle biri değil ama, O’nun da kafasını yediler. Yani içimizi oymuşlar oymuşlar. Bizim burada İstanbul’da haberimiz olmuyor, burada anlaşılmıyor. Bolu’ya gidince o FETÖ’cü, bu FETÖ’cü diyorlar. Biz hiç anlamıyorduk. Bolu’da herkes birbirini biliyor demek ki.

   NÖ-Biz de biliyorduk onları. Sürekli okuyor ve bunların ne kadar tehlikeli olduklarını cesurca söylüyorduk. Devleti ve Belediyeleri yönetenler FETÖ’cü olmayanlara hayat hakkı tanımıyorlardı adeta. Devletin bütün kaynaklarını ve bütün yönetim kademelerini onlara verdiler. FETÖ’cülerdeki sinirleri alınmış, mülayim, sahte gülümsemeler ve ruhsuz robot gibi halleri çok dikkatimi çekerdi, bir farklıydı bu insanlar. Ama bir türlü anlam veremezdim, şimdi daha iyi anlıyorum. Sandığımızdan daha tehlikeli, Amerika’nı uşağı Dünya çapında bir örgütmüş.

   SB-Tabi onlara insanları inandırmak İçin talimat veriliyordu. İyi muamele edeceksiniz, sizi iyi tanıyacaklar, katiyen kötü davranmayacaksınız, size inanacaklar diyorlardı, demek ki.

   .../.

   Haftaya devam edeceğim.

YORUM EKLE

banner128

banner124