Ceren Cansu Yılmaz

Ceren Cansu Yılmaz

BUGÜN DEĞİL HER GÜN BİZ KADINLARIN GÜNÜ!

Bugün 8 Mart Dünya Kadınlar Günü. Dünyanın her bir köşesinde her gün olduğu gibi bugün de şiddete uğrayan, öldürülen binlerce kadın var. Ve biz kadınlar hem cinslerimize uygulanan bu şiddet, ayrımcılık, zorbalık bitmediği sürece bugünü kutlamayacağız!

Kadına karşı şiddet toplumsal bir sorundur. Ve bu toplumsal sorun cinsiyet rollerinin inşasıyla gerçekleşir. İnşa edilen bu rollerin sorgulanmamasında şiddete maruz kalanın "suçlu" ilan edildiği, failliğin görünmez olduğu ve şiddete maruz kalanın kendi seçimleriyle bu şiddeti yaşadığı gibi bir algı yaratılıyor. Bu algı dildeki ‘mağdur suçlayıcılık’ anlayışından tutun da sokaktaki insanların kişiye bakışından bile inşa edilebilir. Günümüzde ise erkeğin failliğinigörünmez kılıp, şiddete maruz kalan kadını suçlamak, buradan bu cinsiyet rollerini devşirmek ve ataerkil düzeni sürdürmek için en çok kitle iletişim araçları, basın- yayın organları kullanılıyor. Bu yayın organlarından günümüzde en yaygın olanlarından biri ise televizyon. Dolayısıyla televizyonlarda kullanılan dil, yaratılan algılar tüm toplumu etkileyip şiddet döngüsünü yeniden ören ve esasında şiddete maruz kalanın suçlandığı düzenin yeniden inşa edilmesine sebep oluyor.

Adliyelerden sokaklara kadar erkeklerin güçlendirildiği dolayısıyla failliğin üstünün örtüldüğü bir toplumda çokça izlenen programlarda çıkıp şiddete maruz kalanı suçlarsanız, bu sokaktaki kadına taciz- tecavüz ya da şiddet olarak geri döner. Yani bu yayını izleyen ve bu şiddete maruz kalan kadınlarda, kendilerinin suçlu ilan edildiğini gördüklerinde yaşadıkları şiddetin bıraktığı iz derinleşir. Fail erkeklerse, kendilerinin toplumca aklandıklarını gördüklerinde kadına yönelik suç işlemenin kendilerinin hakkı olduğunu düşünür ve suç işleme potansiyellerini arttırırlar. Dolayısıyla kamuya açık programlarda, kadın aleyhine ağızdan çıkan her söz, yapılan her davranış, bu sistemin sürekliliğini sağlar ve erkek şiddetine omuz veren, bu şiddeti cesaretlendiren bir yere evrilir. Bu programlar dolayısıyla kadına karşı şiddeti toplumsal olarak yeniden üretiyor, yeni şiddetlere alan açmış oluyoruz.

Tüm bu nedenlerle biz, toplum ahlakını zedeleyen, kadına karşı şiddeti normalleştiren, kadın haklarını, kişilik haklarını ihlal eden her türlü basın yayın aracıyla yapılan her programın, her haberin, her söylemin Bolu Barosu Kadın Hakları Komisyonu olarak sonuna kadar karşısındayız. Kadına karşı yapılan şiddetin her türlüsünü kınadığımızı ve şiddete uğrayan her bir kadının hakkının sonuna kadar savunucusu olduğumuzu kamuoyuna bildiriyoruz.

Dünya’da şiddete uğrayan tek bir kadın bile kalmadığı, kadına karşı şiddetin her türlüsünü işleyen failler cezalarını çektiği, kadının sırf cinsiyetinden dolayı toplumun her alanında yaşadığı ayrımcılığın son bulduğu güne kadar biz bugünü kutlamayacağız.

Unutmayın! Biz kadınız ve öldürülmek istemiyoruz. Biz kadınız ve gücümüzün farkındayız. Değişiyoruz ve dönüştürüyoruz. Biz kadınız!

Önceki ve Sonraki Yazılar