BUYURUN BURADAN YAKIN

                                

                      Sayın okuyucular, bu gün Cama namazı çıkışı sayın Cumhurbaşkanımız – yine her hafta olduğu gibi – ayak üstü  gazetecilerin  “icazetli” sorularını yanıtladı. Bu sorulardan birisi de Kuzey Kıbrıs Türk  Cumhuriyeti Anayasa Mahkemesi’nin ,kuran  kurslarının yasaklanması  ile ilgili  kararı idi.  Sayın Cumhurbaşkanımız soruya verdiği cevapta ”KKTC bir Fransa değildir, dış işleri bakanımız oradalar,konuyu görüşecekler,bazı  sendikaların din düşmanlığına göz yummak mümkün değildir, laiklik uygulamaları  bizde ne ise odur, bu yanlışlıktan dönün YOKSA  farklı adımlar atacağız” dediler.Tabi Cumhurbaşkanının bu cevabını duyan Cumhurbaşkanlığı iletim başkanı olsun,AKP sözcüsü olsun, diğer havuz medyası olsun KKTC anayasa mahkemesi başkanına veryansın ettiler. Bu fırtına üzerine KKTC cumhurbaşkanı –Ankara’yı rahatlatmak anlamında-anında yanıt vererek” kuran kursları kapatılmayacak, MEB denetleyecek” dedi. İşte bu söylenenler, yazılanlar, çizilenler ve özellikle  Sayın Cumhurbaşkanımızın  “YOKSA farklı adımlar atacağız” mealindeki cevabı -bir VATAN EVLADI olarak beni tedirgin etti.  Nasıl  mı? Şöyle; Bilindiği gibi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni  tanıyan iki devlet vardı, birisi Pakistan diğeri ise Bangladeş’ti.Bu iki devlet  de ABD baskısı ile  -bizim İstanbul Sözleşmesi’nden geri çektiğimiz gibi-imzalarını geri çektiler.Bu duruma göre tanıyan yalnız TC yani biz kaldık. Eeee hal böyle iken yani BİZE GÖRE Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti “bağımsız bir devlet iken” “yoksa farklı adımlar atacağız” demenin ve hatta basın önünde söylemenin DEVLETLERARASI resmi yazışma ve söylem dili  açısından pek de şık olmadığını düşünüyorum. Gerek üslup ve gerekse usul yönünden (basın önünde olması) katılamadığım bu  söylem karşısında elalem(yabancılar- başkaları)  “bizler Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini devlet olarak bu nedenlerle tanımıyoruz” demezler mi? Derler.İşte onlara bu kozu vermemek gerekirdi diye düşünüyorum.

                Neyse daha fazlası benim boyumu aşar.

                       Sayın okuyucular,gelelim YAPBOZA. Bolu kamu oyu günlerdir SU SAATLERİ  ile meşgul.Bilindiği gibi  eski  belediye başkanı  sayın Alaattin Yılmaz, Bolu halkından, 2007 yılında alınan bir meclis kararı ile mekanik su saatlerini dijital su saatleri ile değiştirmelerini istediler . Ne oldu?Başta ben olmak üzere “başüstüne diyenler” değiştirdiler. Bu kez de yeni belediye başkanımız -tabi meclis kararı ile-Bolu halkına “dijital su saatlerinizi mekanik su saatleri ile değiştirin, bunu yaparsanız suyu %20 daha ucuza kullanacağınız gibi mekanik saatlerinizi biz değiştireceğiz ve buna karşılık  bir bedel almayacağız” gibi yönlendirmeli beyanda bulundular.  İşte buna ne denir? YAPBOZ .

                   Sayın okuyucular , konuyu irdeleyebilmek için ortaya koyacağım rakamlar biraz afaki olabilirse de zarfa değil mazrufa(zarfın içindekine)  bakalım diyerek asıl olan anlatmak istediğim nedir ona bakalım;  Bolu’da  60.000 hane var,hadi bunun  on bini saatini dijitale çevirmemişti, dijitale çeviren 50.000 hanenin 50.000 saatini belediye  BEDELSİZ takacakmış.Bu 50.000 saatin bedeli ne kadar ise belediye o kadar zararda demektir.Belediyenin parası halkın parası olduğuna göre halk diyor ki-ben de dahil- her zararın bir nedeni ve müsebbibi(sebebiyet vereni)vardır, acaba  belediye bu zararın  üzerine sünger mi çekecek yoksa nedeninin ve müsebbibinin  peşine mi düşecek, yoksa birilerinin geçmişte söylediği gibi “atı alan Üsküdar’ı geçmiş mi diyecek.Bekleyip göreceğiz.Hoşça kalın.18/04/2021

                                                                           İLHAMİ CANDEMİR

          

YORUM EKLE

banner128

banner124