“DÜNYA’DAKİ HER ŞEY KADININ ESERİDİR“

Bu özlü sözü Atatürk söylemiş. Her konuda olduğu gibi kadınlar konusunda da, Dünyanın diğer çoğu bugün çağdaş kabul edilen ülkelerinden önce kadınlara eşit haklar tanıyan yasaları çıkartmış ve biz kadınlara sunmuş. Şeriat özlemi içinde olanlar o gün bugündür Atatürk’e düşmanlar. Atatürk’ü, karanlık düşüncelerine engel olduğu içim sevmiyorlar ve Dünya’nın hayran olduğu Atatürk’ümüze olmadık iftiralar ve yalanlarla saldırıyorlar. Atatürk’ün Cumhuriyet’le kurduğu düzeni ve aydınlık görüşlerini hiçe sayarak, şeriatı tarikatlar ve din öğretisi aldı altında cahil insanlarımızın beyinlerine şırınga ediyorlar.

Atatürk’ün aydınlık yolunu, ezilmiş bütün Dünya ülkeleri örnek alırken ve Atatürk anıtları dikerken, bizim yobazlarımız Atatürk’ün fikirlerini pranga olarak gösteriyorlar. Halbuki şeriatla asıl prangayı kadınlarımıza bunlar takıyorlar. Öyle bir pranga ki, bu tuzağa düştüğünüzde bir daha asla kurtulmanız mümkün değil. Karşı çıkanları sorgusuz sualsiz Dünya’nın her yerinde öldürüyorlar.

Örneğin FETÖ insanlarımızın beynine öyle prangalar takmış ki, yetiştirdiği doktorlar, generaller, hakimler, savcılar gibi okumuş kimseler oldukları halde, ilkokul mezunu olduğu bile şüpheli, kara cahil, salya sümük ağlayan bir Amerikan ajanının peşine takılıp, FETÖ’nün esiri olup, darbe yapacak güce eriştiler. Sinsi sinsi onyıllarca devletin her kademesine sızarak Atatürk’ün ilke ve devrimlerini yıkmaya kalktılar. FETÖ’nün tek hedefi Atatürk devrimleriydi. Ya başarsalardı neler olurdu? Onu düşünmek bile istemiyorum.

Üzüldüğüm nokta hala bunlara inananların çıkması. Cumhuriyet onca aydın yetiştirmiş olmasına rağmen hala tarikat ve cemaatlerin ülkemizde cirit atması ve etkin olması.

İlhan Arsel’in yazdığı “Şeriat ve Kadın” kitabı kadınlara taktığı prangaları açık, seçik, hiç eğip, bükmeden çok güzel anlatmış. Bu kitapta yazılanların büyük bölümünü bilmeme rağmen ve başka kaynaklardan okunama rağmen, çok etkilendim ve yeni şeyler öğrendim.

İlhan Arsel’in adını vermediği bir kasın okuyucusu şunları yazmış:

“Utanıyorum... Övündüğüm mantığımın (ve) orta halli de olsa eğitilmiş aklımın ve mesleğimin... en belirli niteliği olan hayal gücümün suskunluğu için utanıyorum. Doğrusunu isterseniz Şeriat ve Kadın adlı kitabınızı okuduğumda en çok hissettiğim duygu buydu... Kısacası, sizden öğrendiğim şey uyanış oldu, araştırmaya yöneliş oldu. Siz beni doğrularcasına, “Akıl mantık sahibisin, (körü körüne) inanma, yaratan sebeb-i hikmeti olan... akıl ve vicdanını birleştir, araştır” diyorsunuz... Yazılanların doğru olduğu konusunda şüpheye düşmek de inanmak ölçüsünde bir alternatif olduğu halde, eserin yayınlanmasını engellemek ve hatta daha da ileri giderek “Katli caizdir” diye yazarları susturmağa (yönelmek), örtbas edilmek istenen gerçeklerin var olduğu hususundaki şüpheyi körükleyici bir davranış. Aklen dun (kötü) olan yaratıklara yaraşır bir davranış! Bana kadın olmayı sevdirdiğiniz için teşekkür ederim.”

Dileğim, bir erkek olarak kadın haklarını savunan, Şeriat yoluyla ezilen kadınların erkeklerle eşit haklara sahip insan gözüyle bakan aydınların çoğalması ve bu gerçekleri yazmaları, her ortamda dile getirmeleri. Öncelikle de kadın aydınlarımızın bu kervana daha çok katılmaları ve daha cesur olmaları. Çünkü aydınlığın ve çağdaşlığın karşısında olanlar, beyin tıkamakta operasyonlarına aralıksız gece gündüz çalışıyorlar.

Unutmayalım ki, korkularına boyun eğen, özgürlüğüne sırt çevirir.

YORUM EKLE

banner128

banner124