Nilgün Özerdoğan

Nilgün Özerdoğan

   EKİM AYINDA ÖNEMLİ GÜNLER VAR

   Ekim aylarının en önemli günü şüphesiz 29 Ekim’de Cumhuriyetimizin ilanı. Bugün yaşadığımız olaylarla Cumhuriyetimizin değerlerinin ne kadar önemli, ne kadar değerli olduğunu görüyoruz. Çökmüş bir imparatorluktan güneş gibi doğan Türkiye cumhuriyeti,  her ne kadar 20 yıl öncesine göre Dünya’nın 16. büyük ekonomisi iken bugün 22.sıralara düşse de, yine de büyük ülkeler arasına girmeyi başardı. Stratejik konumu ise adeta Dünya’nın kalbi gibi Avrupa ve Asya arasında, hatta Afrika kıtasının da yakınında olmak üzere 3 kıtanın tam birleştiği yerde bulunuyor.

   4 Ekim 1926’da Medeni Kanun kabul edildi. Cumhuriyetimizin kuruluşundan 3 yıl sonra şeriat kanunlarından Gazi Meclisimiz tarafından Medeni Kanunun kabul edilişi, kadın erkek eşitliğini sağladı. Gerek miras hükümlerinde, gerekse tek eşlilik, boşanma ve şahitlik konularında kadınların bir insan olarak kabul edilişi büyük bir devrimdir. Bugün bile aradan 100 yıl geçmesine rağmen bazı çevreler tarafından kadının eve kapatılmak istenmesi, iş hayatından çekilmek istenmesi, giyim kuşamına karışılması; bu yasanın biz kadınlar için ne kadar değerli olduğu anlaşılır.

   Yine her yıl 4 Ekim’ler Hayvanları Koruma Günü olarak kutlanıyor. Dünya’da ilk defa İngiltere’de 1822 yılında hayvanseverler tarafından hayvanları korumak üzere hayvan derneği kurulmuş, Ülkemizde de ilk defa 1908 yılında Hayvanları Koruma Derneği kurulmuş. 1931 yılında da hayvanseverler, Hollanda’nın başkenti Lahey’de toplanarak hayvan dernekleri federasyonunu oluşturmuşlar ve her yıl 4 Ekim tarihlerinin Hayvanları Koruma Günü olarak kabul edilmesini sağlamışlar.

   İnsanların acımasızlığı sebebiyle pek çok hayvanın nesli tükenmiş. Örneğin dinazorları artık kitaplardan, medyadan görüyoruz. Günümüzde de 15 bin hayvanın neslinin tükenme riski ile karşı karşıya olduğunu biliyoruz.

   Bolu ormanlarında yaşayan geyik, karaca ve ayılar koruma altına alınmasaydı belki de bu hayvanları sadece resimlerinden görebilecektik. Gazelle Oteli’nin duvarını süsleyen eskiden Bolu ormanlarında yaşayan pars postu var. Bu hayvanın postu o kadar güzel ki, öldüre öldüre yok etmişler. Bu güzel hayvanlara nasıl kıydılar, anlamak mümkün değil. İnsanın içi acıyor. Bu parslar Bolu ormanlarında yaşasaydı ne kadar güzel olurdu, turizme de çok büyük katkı yapardı. Kimbilir belki daha bilmediğimiz başka hayvanlar da yok olmuş olabilir.

   Hayvanlar olmasa Dünya bomboş olurdu, insanlar yaşamlarını sürdüremezdi. Etinden, sütünden, derisinden yararlandığımız hayvanlar, psikolojik olarak da insanları tedavi ediyor. Günümüzde hızla yalnızlaşan insanlar, kedi, köpek sahiplenerek yalnızlıklarını gideriyor ve hayvan sevgisi ile kendilerini iyi hissediyorlar.

   Can dostlarımız hayvanlara yapılan eziyetler kabul edilebilir gibi değil. Gaziantep’in Karkamış ilçesinde büyü bozmak için kedilerin arka ayaklarının kesildiği bile görüldü bu ülkede. Akıl alır gibi değil. Köpeklerin kuyruğunu, kulağını kesenler mi ararsın, arabanın arkasına bağlayıp sürükleyenler mi ararsınız. İnanın say say bitmez; hayvanlara yapılan eziyetlere  yürek dayanmaz.

   Bırakın hayvanları, bu ülkede insan denmeyecek yaratıklar, üstelik biri mühendis, 2’si iş müfettişi, istedikleri şarkıyı bilmiyor diye, ekmeğinin derdinde olan iki kız babası müzisyeni döverek öldürdüler. Böyle şey olur mu? Kabullenemiyor insan. Biz nereye gidiyoruz? Bu nasıl bir Dünya? İnsana bunu yapanlar, hayvanlara neler yapmaz?

   İşte böyle günler tüm sorunları çözmüyor, ama toplumda, insanlarda bir farkındalık oluşturuyor. İlgili kurumlar, dernekler sorunları ortaya koyuyor, çözüm yollarını araştırıyorlar. Bir nevi eğitim işlevi de görüyorlar.

iPhone’umdan gönderildi

Önceki ve Sonraki Yazılar