Nilgün Özerdoğan

Nilgün Özerdoğan

KADINLAR BU KARANLIKTAN KURTULMALI


   İran’da 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin saçı göründü gerekçesi ile dövülerek öldürülmesi, İran ve Dünya’daki diğer ülkelerde 11 gündür protesto ediliyor. Mahsa Amini’nin böyle saçma sapan bir gerekçe ile öldürülmesi İran’da bardağı taşıran son damla oldu.
   1 Şubat 1979’da mollalar İran’da darbe yaparak iktidara gelmişlerdi ve şeriat rejimini getirmişlerdi. Bu darbe neticesi binlerce kişi öldürülmüş, milyonlarca insan da yurt dışına kaçmıştı. 43 yıldır da rejim muhalifi insanlar Dünya’nın neresi olursa olsun takip edilerek öldürülüyor. Ülke içinde de şeriat düzenini sürdürmek için işlenen cinayetlerin haddi hesabı yok. Hele kadınlara yapılan işkence ve cinayetlere yürek dayanmaz.
   İran’da kadınlar zorla başlarının kapatılmasına karşı çıkarken, bizdeki kadınlar da bir zamanlar türban takma mücadelesi verdiler. Bu neyin mücadelesiydi ve neyin peşindeydiler? Mahsa Amini’nin öldürülmesinden bu yana İran’da sırf başını örtmedi diye İran’ın resmî rakamlarına göre 41 Kadın, İnsan Hakları kuruluşlarına göre ise 75 kadın öldürüldü; daha da ne kadar kadının kanı akacak belli değil. Kadınların saçları özgürlük simgesi ve bayrak olurken, acaba türban takmak için gösteri yapan kadınlarımız, İran’daki olayları nasıl değerlendiriyorlar? Şu ana kadar destek vermek bir yana, bu kadınların hiç sesleri çıkmadı nedense.
   Dini gerekçelerle yapılan giyim dayatmalarının sonu yok. Saçın görünmesin başını ört derken, yetmiyor bir başkası yüzün görünmesin diye peçe tak, o da yetmiyor, gözün görünüyor diyerek burka takmaya kadar gidiyor. Sonra sıra erkeklerin şort giymelerine kadar geliyor. Kadınlara yapılan bu işkenceler yetmiyormuş gibi, bir de öldürüyorlar. Böyle düzen mi olur? İnsanlar bilimden, teknolojiden uzaklaştıkça, böyle insanlık dışı, yürekleri sızlatan manzaralar çok yaşanır. İslam ülkelerinin ve Afganistan’ın hali ortada. Demokrasinin adı olmadığı gibi, katliamlar da cabası.
    Bilinmeyen milyonlarca yıllık insanlık tarihi ve bilinen 12 bin yıllık insanlık tarihi incelendiğinde, şeriatın getirdiği şartlar insana çok saçma, acımasız ve özgür düşünceyi nasıl engellediği görülür. Toplumlar bu cendereye girdiğinde kurtulmaları da neredeyse imkansıza yakın.
   Atatürk işte bu yaşananlar için Dünya çapında, Dünya’nın örnek aldığı bir lider. İslam ülkelerinde kadınlar saçı göründü diye öldürülürken, Atatürk, “Dünya’daki her şey kadının eseridir. “ diyerek Türk kadınını yüceltmiş, kadın erkek eşitliği getirerek, seçme ve seçilme haklarının yanında giyim kuşam özgürlüğü getirmiştir.
   İranlılar bu yüzden, Alanya’da Atatürk heykelinin önünde Mahsa’nın ölümünü protesto ettiler. Onlar da Atatürk’e sığındılar. İran’da ve Dünya’da kadınlar,  “İslami yönetim istemiyoruz. Diktatöre ölüm!” sloganları atıyorlar, saçlarını keserek özgürlük mücadelesi veriyorlar. Kadınların bu haklı mücadelesine, aydın erkekler de saçlarını keserek destek veriyorlar.
   Bu karanlıktan kurtulmak öyle kolay değil; çünkü çok acımasızlar, sorgusuz sualsiz şeriat düzenini sürdürmek için öldürüyorlar, işkence ediyorlar, korkuyla sindiriyorlar. Daha çok canlar gidecek, ama eninde sonunda aydınlık karanlığa galip gelecektir.
   İran’da bilmediğimiz kimbilir daha ne acılar yaşanıyor. Zira bu rejimler bu olayları saklıyor ve basına göstermiyorlar. Sosyal medyadan okuduğum İran’da yaşanmış acı bir olayı sizlere de aktarayım. Sizin de yüreğiniz burkulacak ve isyan edeceksiniz:

> 1985 yıllarında İran'da yaşanmış gerçek bir yaşam öyküsü
>
> Ziba ile Muhammed üniversite yıllarında tanışmış, uzun süren bir arkadaşlık
> Döneminden sonra yeni evlenmiş bir çifttir...
> Muhammed, sığır ticaretiyle uğraşmakta,
> Ziba ise bir özel hastanede hemşirelik yapmaktadır.
>
> Bir aylık evli çift,
> balayına çıkma planları yapmaktadırlar...
> Muhammed, bütün formaliteleri yerine getirerek esine ve kendisine on beş günlük bir balayı programı hazırlar...
>
> Ve özel otomobilleriyle balaylarını geçirmek için Benderabbas şehrine
> hareket ederler...
> Ziba ile Muhammed yaklaşık 600 km lık bir yol katederler.
> İran devrim muhafızları Pasdar'lar kara yolu üzerinde araçları durdurarak
> kimlik kontrolü yapmaktadırlar.
>
> Ziba ile Muhammed'in araçlarını da
> durdururlar.
> Ziba'dan evlilik cüzdanı istenir. Ziba çantasını karıştırır, valizlerine bakınır ama evlilik cüzdanı yoktur.
> Cüzdanı evde unutmuştur.
> Muhammed yeni evli olduklarını ve balayına gittiklerini devrim muhafızlarına
> anlatmaya çalışır..
>
> Devrim kuralları kesindir.
> Evlilik cüzdanı olmayan kadın erkeğin yanında bulunuyor ise fahişedir. Cezalandırılmalıdır.
> Ziba ile Muhammed evli olduklarina dair yeminler eder...
> Yalvarırlar...
> Nafile, Ziba Karakola götürülüp fahişe suçundan seri mahkemeye çıkartılacaktır.
> Muhammed, "Evlerinin 600 km uzakta olduğunu müsade ederlerse karısıyla gidip evlilik cüzdanını getireceğini" söyler.
> Devrim muhafızları Ziba'yi bırakmaz.
> "Evlilik cüzdanını getir kadını götür.." denir..
> Muhammed Evlilik cüzdanlarını almak için geri döner...
> Şoke olmuştur.
> Biran evvel eve gitmeli cüzdanı getirip karısını kurtarmalıdır..
> Yollar uzadıkça
> uzar, viraja suratli giren Muhammed direksiyon hakimiyetini kaybederek
> yol kenarındaki uçuruma yuvarlanır..
> Kazadan üç-dört saat sonra,
> Muhammet ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılır..
> Muhammed yoğun bakımda ölüm ile yaşam arasında gidip gelmektedir...
> On beş gün şuursuzca yatar.
> Kendine geldiğinde ilk Ziba'yi sorar. Kabus bitmemiştir.
> Ziba canilerin elinde kalmıştır.
> "Cüzdanı götürüp karımı kurtarmalıyım..." der.
> Bu düşüncelerle hastaneden kaçar.
> Evine gider...
> Evlilik cüzdanlarını alır...
> Ziba'yı alıkoyan karakola
> gider...
> -"Ziba nerde?... Evlilik cüzdanımı getirdim. Karımı serbest bırakın."
> Buz gibi bir cevap alır....
> "-Seni bir hafta bekledik gelmeyince, kaçtığını düşündük, bu kadının fahişe olduğunu kabul ettik ve astık...."
> Ziba'nin morgdaki cesedini Muhammed'e verirler..

Önceki ve Sonraki Yazılar