NEREYE SÜRÜKLENİYORUZ!?


Hayvanlar bile dost olabilirken ve insancıl duygularla yaşamayı başarabilirken; biz insanlarda ki bu hırs neden? Ve niçin kirlendi bu kadar dünya?

Güzel olan duygularımızı bir bir kaybediyor muyuz neyiz. Ne dostluklar dostluk, ne ilişkiler çıkarsız. Vahşi hayvanlar bile bizim yaşayamadığımız olması gereken insanca yaşamı yaşarken bizde ki bu yabanileşme, saldırganlık, acımasızlık hep BEN bilinci neden?

Nereye doğru sürükleniyoruz? Doğayı katlediyoruz. Çocuklara hatta bebeklere tecavüz ediyoruz. Kadınları dövüyoruz yada öldürüyoruz. Hatta kendi canımızdan kanımızdan olan çocuğumuzu bile öldürebiliyoruz. Hayvanları katrana batırıyoruz. Yada ateşin üzerinde tutarak canlı canlı yanışını ve çığlıklarını zevk alarak izliyoruz. Üstüne sanki çok güzel bişey yapmış gibi kamera kaydı yaparak sosyal medyada paylaşabiliyoruz. Manasız bir hırs, öfke ve sapıklaşma süreci yaşıyoruz.

İnsanlar sokağa çıkarken başlarına ne gelebileceğini kestiremez hale geldi. Çocuklarımızı sokağa yalnız bırakamıyoruz. Evin içinde dört duvar arasında ve bilgisayar başında sürekli öldür komutu alan bir nesil yetiştiriyoruz. Sosyal ağlarda popüler fakat iki kelimeyi bir araya getirip cümle kuramayan reel hayatta iletişimsiz bir nesil geliyor.

Artık akraba ilişkileri diye bir şey de kalmadı. Gelip gitmeler kurulan gönlü geniş sofralar yapılan hazırlıklar yok artık. Bayram kutlamaları, kandil mesajları tek bir tuşa sığdı. Taziyeler bile canım babacığım canım anneciğim ruhun şad olsun paylaşımının altına iliştirildi.

Aileler 3 günlük, ilişkiler günlük oldu. Kimse kimseyle bir çıkarı yoksa konuşmuyor. Her ilişki sonsuz menfaat kokuyor. İnsanlar birbirlerinin cebine ve hayatına gözlerini dikmiş. Kim kimden ne kopartırım derdine düşmüş. Ne ara bu kadar kötü olduk. İçimizdeki sevgi fidanlarını kim kırdı. Bazen sanki bir kabus görüyor ve uyanmak istiyorum. Artık haber izlerken kanım donuyor. Güzel olan her şeyi çok çabuk tüketiyoruz. Her şeyden çok çabuk sıkılan ve sürekli psikolojik buhrana giren insanlar sarmış etrafımızı. Pozitif insanların sayısı her geçen gün azalıyor. Tüketiyoruz ve tüketirken de tükeniyoruz.

Sürekli etrafımızda çok katlı binalar yükseliyor. O binalar yükseldikçe ağaçlar kesiliyor doğa ölüyor. Hayvanların yaşam alanları bir bir ellerinden alınıyor. Çocukların sevgi çığlıları apartman duvarları arasına sıkıştırılıyor. Sözde yapılan topraksız parklar daha çok elektirik yüklüyor. Elektriğini atamamış çocuklar sürekli gergin ve mutsuz oluyorlar.

Bir elma şekerine sığdırılan mutluluk ve şekerli leblebi tozu yeme lüksü. Çok mu uzakta kaldı. Tek mağazamız olan ve senede bir kez kurulan panayırlardaki coşkumuz yok artık. Şimdilerde bir çocuğa yeni bir şeyler alırken yaşadığı mutsuzluğun ve hoşnutsuzluğun bi tarifini bulamıyorum. Bu örneklerin ardı arkası kesilmiyor. Nereye doğru gidiyoruz bilmiyorum ama iyiye gitmediğimiz kesin. İlk defa yazabileceğim bütün örnekler olumsuz ve elle tutulur bir şey yok. Umarım daha kurtarılabilirken fark ederiz hatalarımızı ve bir nebze telafi yoluna gideriz. Değişim kendimizden başlar diyerek bir adım atalım ne dersiniz. Esen kalın.

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Nihal Eker - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Bolu Olay Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Bolu Olay hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Haber ajansları tarafından servis edilen tüm haberler Bolu Olay editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı Bolu Olay değil haberi geçen ajanstır.