Nilgün Özerdoğan

Nilgün Özerdoğan

MUSTAFA COP’A CEVAP


Bolu Kalkınma ve Tanıtma Vakfı Türk Sanat Müziği Korosu (BKTV TSM) olarak 17 Kasım 2022 Perşembe akşamı saat 20.00’de, Bolu Belediyesi Necip Fazıl Kültür Merkezinde şef Ayşegül İltir yönetiminde bir konser verdik. 600 kişilik salon hınca hınçtı, hatta merdivenler bile doluydu. Bu konser, çevremizden ve izlemeye gelenler tarafından çok beğenildi ve çok olumlu geri dönüşler aldık. Bu da TSM topluluğu olarak bizleri mutlu etti, yeni konserler vermek için şevk ve heyecan verdi.
Gazetemizin köşe yazarlarından Mustafa Cop, konserimizi izlemiş ve 18 Kasım 2022 tarihinde “Kalkınma ve Tanıtma Vakfı Yine Sahnede…” başlıklı bir yazı kaleme almış. Koroda yer alan arkadaşlar yazıyı okuyunca çok üzülmüşler ve bana da okumam için haber verdiler. Ben de Mustafa Bey’in yazısını okuyunca doğrusu üzüldüm ve şaşırdım.
Eleştiri tabi ki her zaman olmalı. Olmalı ki aynı yanlışları tekrar yapmayalım. Başka bir gözle, başka bir açıdan bakıldığında eksikliklerimizi görür, bunları düzeltiriz. Bu sadece sanat alanında değil, her alanda yapılmalı.
Zevkler ve renkler tartışılmaz derler. Sanat bu alanlardan biri. Beğenmeyen gelip, izlemez. Biz 600 kişilik salona kimseyi zorla getirmedik. Ortaya güzel şeyler koyuyoruz ki, insanlar sıcacık evlerinden çıkıp, soğukta 2-3 saatlik zamanlarını ayırıyorlar. Yol, gidip gelme mesafelerinde harcadıkları zamanı da düşünürseniz 4-5 saat ediyor. Buna rağmen, insanlar bu konserleri izlemek için gönüllü olarak seve seve geliyorlar.
Geçen hafta, Necip Fazıl Salonunda “Seni Gidi Beni” isimli tiyatro vardı, onca reklama ve ünlü oyunculara rağmen salonun yarısı boştu. Demem o ki, insanlar beğenmedikleri ve istemedikleri aktivitelere boşuna zaman ayırmıyorlar.
Yaklaşık 2-3 saat süren konser öncesinde haftalar, aylar süren hazırlıklar yapılır. En küçük ayrıntılar titizlikle gözden geçirilir. Şarkılar, TRT repertuarındaki notalar esas alınarak, aslına uygun şekilde seslendirilmeye çalışılır.
Mustafa Bey, korodaki arkadaşlar için “çalgıcılar, şarkıcılar” ifadesini kullanmış. Biz şarkıcı değiliz, bu işi para kazanmak için mekanlarda şarkı söylemiyoruz, sadece sevdiğimiz için şarkıları amatörce seslendirmeye çalışıyoruz. Enstrüman çalan arkadaşlarım da çalgıcı değil, saz üstatlarıdır. Bir müzik aletini çalmak öyle basit bir iş değildir, herkes bir kanun, bir klarnet, bir tambur, bir org, bir ud, bir keman, bir darbuka v.s. çalamaz. Bu aletleri çalabilmek için yıllarınızı vermeniz gerekir. Sadece çalışmak yetmez, duygu ve yetenek de lazımdır.
Aman yanlış anlaşılmasın, müziği ve herhangi bir sanat dalını ve bu sanat dallarını icra eden sanatçıları asla küçümsemiyorum. O işler öyle zor, öyle zordur ki, yetenek, zeka, bilgi, cesaret ve çok çalışma gerektirir. Mikrofonu elinize alın, topluluk önünde bir şarkı söyleyin, bir sunum yapın bakalım. Nasıl tir tir titrersiniz. Ben yıllardır şarkı söylemeye çalışıyorum, o da bir tek şarkı, heyecandan kalbim duracak gibi oluyor. Bir de profesyonel sanatçıları düşünün, işlerinin ne kadar zor olduğunu anlarsınız.
Atatürk boşuna, “Hepiniz milletvekili olabilirsiniz, bakan olabilirsiniz, hatta cumhurbaşkanı olabilirsiniz, fakat sanatkar olamazsınız.” dememiştir. Ata’mızın çok beğendiğim bir sözü de, “Sanatçı, toplumda uzun çalışma ve uğraşlardan sonra alanında ışığı ilk hisseden insandır.” sözüdür.
Mustafa Bey yazısında bir de, “Çare bizce bazı isimler artık gerçek emekliliği tatmalı ve üniversite ağırlıklı bölünmüş bir çok “KORO” yerine Belediye öncülüğünde daha imkanları bol korolar oluşturup, gençleri sanata kazandırabilmeleridir…” demiş.
En çok da bu gücüme gitti. E o zaman biz emekliler eve kapanıp ölümü bekleyelim, hiç bir şey yapmayalım. Bence Mustafa Bey de bu kategoriye giriyor. Hele, “Gazetecilik genç işi, kendisi acilen bu işi gençlere bırakmalı, evine gidip oturmalı, bu işlerden elini eteğini çekmeli.” desem hoşuna gider mi?
Yaylı tambur üstadı İsmail Hakkı Özersin’den, darbukayı konuşturan Ertuğrul Sağlam’dan, kanun üstadı Orhan Şanver’den, ud üstadı Özkan Türkcan’dan, yine ud üstadı Seza Vardallı’dan Bolu’da kaç kişi var, hatta Türkiye’de kaç kişi var? Bu insanları el üstünde tutmamız, takdir etmemiz gerekirken söylenenlere bakın. İsmail Hakkı Özersin, bir Bolu’lu olarak Dünya’da yaylı tamburuyla gitmediği ülke kalmadı. Ne yazık ki biz bu değerlerimizin farkında bile değiliz. Üstelik bu değerli saz üstatları bu koro çalışmalarında bir lira para da almazlar.
Korolar bir şehrin zenginliğidir, o şehrin kültürünün gelişmesine katkıda bulunurlar. Dünya starımız Tarkan Gölcük Musiki Cemiyetinden yetişmiştir, o yüzden mükemmel Türk Sanat Müziği söyler. Ayrıca tüm Türkiye’de faaliyet gösteren bu korolardan çok sayıda meşhur sanatçılar yetişmiştir, hala da yetişmeye devam etmektedir.
Ayrıca bir şehirde ne kadar çok koro varsa, o kadar da güzellik var demektir. Her bir koro 40-50 kişiden oluşuyor. Bolu’da iki Türk Sanat Müziği korosu, iki de Türk Halk Müziği korosu var. Bu koroların toplamı 200 kişi eder ki, bu büyük topluluğun çalışabileceği bir yer, mekan bile yok. Zaten bu büyük topluluğun birleşmesi diye bir şey söz konusu olamaz. Korolar arasındaki tatlı rekabetten, her zaman daha iyisini yapmak için adeta bir yarış da oluyor. Bu da zaman içinde koroları daha güzele götürüyor.
Bolu için bu korolar öyle büyük bir zenginlik ki, bu 4 topluluğun her konseri tıklım tıklım doluyor ve Bolu halkı her zaman zevkle ve keyifle bu konserleri izliyor.
Üniversitede müzik bilimsel düzeyde yapılıyor, buradan genç sanatçılar yetişiyor. Müzik ve güzel sanatların her alanında okuyan öğrenciler göz bebeğimiz ve geleceğimiz bizim. Bu korolar da amatörce müzik yapan, müziği seven, müziğimizi yaşatan, şarkılarımızı, türkülerimizi unutturmayan, böylelikle de çevrelerine moral veren, kendilerinin ve izleyicilerinin psikolojilerini düzelten topluluklar.
Bütün sanatçıların tek arzusu alkışlanmaktır, onlar sadece ve sadece alkışlarla şevk ve heyecan duyar ve bu güçle daha iyisini ortaya koymaya çalışırlar.

Önceki ve Sonraki Yazılar