Öğretmenler Gününe Farklı Açıdan Bakış

Bu gün öğretmenler gününü kutlayacağız. Yanılmıyorsam, 1981 yılından beri bu kutlamalar yapılıyor.

Esasında, günlerin yok anneler günü, yok babalar günü diye ayrıştırmanın pek doğru olmadığını düşünüyoruz. Çünkü bizim değerlerimiz de sevdiğimiz, saydığımız insanları, belirli günler de değil, her zaman hatırlamak vardır.

Bizler,” bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi oluruz” diyen bir kültürden geliyoruz. Onun için de böylesi günlerin pek önemi olmaması gerekir; ama günümüz de artık biz bu düsturu unuttuğumuz için, hiç olmazsa, bu günlerde olsun öğretmenlerimizi hatırlamak faydadan hali değildir.

Elbette, bu gün vesilesi ile bize bir harf öğreten öğretmenlerimizi hatırlayıp ziyaret etmek, elini öpmek, evinde ziyaret etmek, sağlık dilemek, hediyeleşmek güzel şeylerdir. Tabi ki bu günü öğretmene hediye verme günü olarak görmemek lazım.

Hiç şüphesiz, bilhassa ilkokul öğretmenimizin bize yaptığı küçük dokunuşları, ömür boyu asla unutmayız.

Şahsen benim köy de ilkokul öğretmenim Yumru kayalı Merhum Hasan Konuk, önemli dokunuşu ve sözü şu idi. “gördüğünüz veya bulduğunuz her hangi bir yazıyı mutlaka okuyun, yere düşen çamurlu bir yazı bile olsa, ve okumadan bir yazıyı imzalamayın” demişti. Bu söz beni o kadar etkilemiş ki, anlasam da anlamasam da her yazıyı hep okumaya çalıştım.

Belki de, az çok bilgi birikimim de bu sözün etkisi olmuş ki, yıllardır Bolu basının da bir şeyler karalamaya çalışıyorum. Kitapçılık mesleğini severek yapmamım da, bu okuma duygusu etkili oldu diyebilirim.

Onun için öğretmenlik mesleği çok önemlidir. Bu gün okullarımızda öğretilen birçok bilgiyi; hatta daha fazlasını günümüz iletişim araçlarından öğretmek mümkündür. Bu durum da, bu bilgilerden çok daha önemli olan iyi insan olma, yardımlaşma, tasarruf, sorumluluk bilinci, dürüstlük gibi ahlaki değerlerimizin öğretmenlerimiz tarafından öğretilmesi ve bu değerlerle öğrenciye örnek olunmasıdır. Hülasa öğretmen bilginin yanında, edep, ahlak ve insani değerleri de öğretip, emek vermelidir. Böyle bir durumda ise bu gün şikâyetçi olduğumuz birçok olumsuzluktan kurtulmuş oluruz.

Maalesef, bu günkü eğitim sistemimiz böyle bir ortamdan oldukça uzak. Eğitimimizi bir türlü batılı sistemden kurtarıp dini ve milli değerler üzerine oturtamadık. Hala dünyacı, ahiret bilincinden uzak, seküler, materyalist bir sistem hâkim. Sadece dünyaya odaklanmış, ahiret hesabı kalmamış, kendi başarısı için başkalarını ezip geçen bir nesil yetiştiriyoruz.

Bu gün, gerek ülkemiz, gerekse dünya mukadder sona doğru hızla sürükleniyor. Onun için de bu felaketten nasıl kurtuluruz diye değişik eğitim sistemi deneniyor.

Hâlbuki bizim böyle bir arayışa girmemize gerek yok. Çünkü biz talebe hoca, hoca talebe ilişkisini en mükemmele ulaştırmış bir kültürden geliyoruz. Hocayı ayakta karşılamak, hoca karşısında edepli olmak, hocadan izin alarak konuşmak, hocaya “sen” değil “siz” diye hitap etmek, hoca da kusur aramamak gibi şaşmaz değer yargılarımız var. Onun için de biz okullarımıza “ilim ve irfan yuvaları “ demişiz.

Tarihimiz de büyük ve doğru adam yetiştirme öylesine önemli idi ki, bu durum bazı gezginlerin hep dikkatini çekmiştir. 1650 yılında Dolair yayınladığı Türkiye seyahatnamesi isimli eserinde “ hiç şüphesiz ahlak bakımından Türkiye medeni hayatı bütün dünyaya örnek olacak vaziyettedir” diye bir not düşer..

Ve yine İngiliz yazar Thornton önemli bir tespitte bulunarak “ Türklerin ahlakı, çocuklara iyilik telkin ederek değil, kötü örnek görmeyerek gelişir” der.

Görüldüğü gibi, biz böylesi bir kültürle harmanlaşmışız. Bu gün biz bu değerlerimize sırtını dönüp, gençlerimize hedefsiz, değersiz, Allahsız, anlamsız, ahlaksız bırakacak bir ortam hazırlayıp, daha sonra da suçlu arıyoruz. Ne ektik isek onu biçiyoruz ve sonuç orta da…

Yeri gelmişken kısa bir anekdot anlatmak istiyorum.

Romanya İslami hizmet vakfı başkanlığını yürüten oğlum Ahmet Fazıl anlatmıştı.

Balkanlar da İslam’ın yitik çocuklarına, tıpkı ecdadımızın yaptığı gibi, okul derslerinin yanın da, İslam’ı öğretmek için barındırılan talebe yurdundaki öğrencilerin başarısı için Romen hocalar derse gelir.

Romen öğretmenler çocukların saygısına hayran kalır. Bir öğrencinin küçük saygısızlığından dolayı, bilahare özür dilemesi karşısında hayranlığı bir kat daha artar.

Demek ki, kendi değerlerimizi çocuklarımıza aktarırsak birçok sorunu çözmekte zorlanmayacağız.

Maalesef, bugün tüm çabalara ve birçok Bakan değişimine rağmen, eğitim sistemimizin hücrelerine kadar işlenen zihniyetten bir türlü kurtaramadık.

Tüm bu gelişmelere rağmen, ileriye dönük pek ümitsiz değiliz. Birçok vakıf ve kuruluş özlediğimiz neslin ve öncü kuşakların yetişmesi için inanılmaz çaba gayret sarf ediyorlar. Mesele bu güzelliği bilip görebilmekte…

Bu konu ayrı bir yazı konusu... Belki de ileride daha detaylı değiniriz.

Bu gün öğretmenler günü dolayısı ile meseleye farklı açıdan baktık. Umarım yararlı olmuştur.

Bu duygularla değerli öğretmenlerimin öğretmenler gününü kutlarım.

Kalın sağlıcakla…

Günün sözü:

Öğretmen mum gibidir,

Kendini tüketirken etrafını aydınlatır.

Önceki ve Sonraki Yazılar