ORMANDA PİKNİK

                                                     

                 Sayın okuyucular, cihan padişahı Fatih Sultan Mehmet’ in “ormanlarımdan bir yaş dal kesenin başını keserim” dediğini tarih kitaplarından biliyoruz. Ormana olan  sevgi, ilgi ve ormanın önemi bir tek cümle ile ancak bu kadar öz ve kısa anlatılabilir. Ne var ki onun ormanla ilgili bu hassasiyeti ve hatta vasiyeti diyebileceğimiz bu söylemi sonraki kuşaklar tarafından –maalesef-görmezden gelinmiştir. Ormanlar, nüfus artışı nedeniyle tahripkar müdahalelere maruz kalmıştır ve bu durum ekonomideki arz-talep kuralı gibi “doğal sonuç” olarak bu günlere dek gelmiştir. Yani demem o ki nüfus arttıkça ormanlar azalmaktadır. Her ne kadar devlet ve hükümetler,  ormanları  bu “doğal sonuçtan ” kurtarmak için zaman zaman önlemler almışlarsa da bu önlemler her zaman “SİYASİ” hesaplarla akim(etkisiz) kalmıştır.Özellikle 1950 lerden sonra çıkarılan “orman affı” kanunları ile diğer af kanunlarının içine enjekte edilmiş aflar, ormanlara çok büyür zararlar vermiştir.

               Sayın okuyucular,yukarıda  devletin ve hükümetlerin ormanların korunması noktasında önlemler aldıklarını ve fakat bu önlemlerin akim kaldığını belirtmiştim.Bu akametin baş aktörü  Anayasanın 169.maddesidir.  Anayasanın bu maddesinde  “ormanların KORUNMASI ve geliştirilmesinden” söz edilmekte,  ormanlar özel mülkiyete konu edilemez denilmekte, yanan ormanların yerine yeni orman yetiştirilir denilmekte,ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez denilmekte, münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz denilmekte ise de aynı maddede “KAMU YARARI DIŞINDA irtifak hakkına konu olamaz”  denilmektedir. Görüldüğü gibi aynı maddede, ormanların korunması, geliştirilmesi ve affa konu edilememesi gibi  ifadelerle  ormanların etrafı her türlü müdahalelere karşı DÖRT DUVARLA çevrilmiş gibi görülse de “KAMU YARARI OLDUĞUNDA irtifak hakkına konu  edilebileceğinden bu madde ile o dört duvara bir “KAPI” bırakılmıştır. İşte devlet,  6831 sayılı ormanın kanununun 17,18,19 ve 20.maddeleri  ve diğer kanunların içine serpiştirilmiş bazı maddeler ile o kapıdan girerek  ormanı “kevgire” dönüştürmüştür. Savunma ile ilgili ormana bir şeyler yapılacakmış  ver ormanı, enerji ile ilgili ormana bir şeyler yapılacakmış ver ormanı,petrol,doğal gaz, maden,sağlık,eğitim,spor alanlarında ormana bir şeyler yapılacakmış ver ormanı, oteller moteller,dinlenme tesisleri yapılacakmış ver ormanı,TAŞ OCAĞI AÇILACAKMIŞ ver ormanı, vs vs.ver ver ver .İşte tüm  bu VERLERİN yasal dayanağı yukarıda da belirtildiği gibi  anayasanın 169.maddesinde yer alan ”KAMU YARARI olduğunda izin ve irtifak hakkı verilmesi “hükmüdür. yani ormana açılan KAPIDIR.

            Sayın okuyucular,denilebilir ki eeee kamu yararı  varsa bu izin ve irtifak hakları verilmesin mi?Tabii ki verilecek ama verilirken“cihan padişahımız  Fatih Sultan Mehmet’in” ormanlarımdan bir yaş dal kesinin başını keserim” sözünde anlamını bulan “ormanın korunması ve sevilmesi ”ilkesi daima göz önünde bulundurularak verilmelidir, gelir getiriyor diye al sana, al sana denilmemelidir diye düşünüyorum.Keza   Türk Medeni Kanunu’nun  2.maddesinde” bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz” denilmektedir. İşte günümüzdeki uygulamalara baktığımızda, anayasanın 169.maddesinde “kamu yararı varsa izin ve irtifak hakkı verilebilir”(verilir değil verilebilir deniliyor) yönündeki İZİN VERME HAKKININ kötüye kullanıldığını görüyoruz.  Ormanlar kazanç kapısı olarak değil hayat kapısı olarak görülmelidir. Not/Padişahım, siz ormanlarımdan yaş bir dal kesinin başını keserim demişsiniz ama bunlar sizi dinlemiyorlar, bir orman sevdalısı olarak onları size şikayet ediyorum.

                Sayın okuyucular, ormana zarar veren bu uygulamalara ilaveten, bu müdahalelerin boyutunu daha iyi anlatabilmek için şu hususu da belirtmek istiyorum.Zamanında kanun tanımaz vatandaşların haksız ve suç sayılır eylemleri ile orman vasfını yitirmiş olan  2,1 milyar M2.orman arazisi(2/B) “tekrar ormana dönüştürülmesi gerekirken ”bu yapılmayıp vatandaşlara satıldı. Keza İmar Barışı adı altında ormanın içine yapılmış kaçak binaların da yıkılması gerekirken  bu yapılmayıp kullanıcılarına kiralama hakkı verildi.NOKTA.

              Verilen bu izin ve irtifak hakları sonucu kevgire dönen ormanlara- ne yazık ki -yüreğinde ana  sevgisi,manita sevgisi gibi orman aşkı taşıyan sade vatandaşlara da ormanda piknik yaparak hoşça vakit geçirmelerine izin verilmediği bir yana  ormana girmek isteyenlere dahi  yasaklar getirilmektedir.

                 Not/Tüm siyasi parti yöneticilerine acizane önerim şudur.Yeni anayasa çalışmalarında bu 169.maddedeki “kamu yararı varsa irtifak hakkı verilebilir” hükmünü ,bu hükmün kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi anlamında daha kısıtlayıcı ilkelerle takviye etmelerini öneririm.

              Yanlış yapılıyor yanlış.23/05/2021

                Sayın okuyucular,ben yukarıdaki yazıyı yazarken eski müvekkillerimden birisi  aradı,benim kızı kocası darp etmiş,iki dişini kırmış ne yapabilirim dedi.Ben de biliyorsun avukatlığı bıraktım,geçmiş olsun,sen yine de aktif çalışan avukatlardan birisine git,derdini anlat,o sana bir yol gösterir dedim.Dedim ama  deli gönül durur mu kendi kendime “ne olacak bu kadınların hali” dedim  ve gel İlhami bu konuda da iki kelam et dedim.

                Sayın okuyucular, insanın bir iyilik tarafı,bir de kötülük tarafı vardır.Kötülüğün temsilcisi ÖFKE, iyiliğin temsilcisi ise VİCDANDIR.Bu ikisi daima sürtüşme içindedirler.Öfke harekete geçmek ister,vicdan DUR der.İşte vicdanı güçlü olanlarda öfke pasifize edilmiş olur,eğer vicdan zayıf ise o zaman da öfke  marşa basar.

                Her insanda az veya çok vicdan vardır.Çok olana vicdanlı,az olana ise vicdansız deriz. Vicdan  daima güçlüye karşı zayıfı koruma  eğilimindedir. Eğer kişinin vicdanı   zayıfı korumuyorsa  işte o kişiye vicdansız denir.(Bir adam, küçük bir çocuğun veya kadının darp edildiğini gördüğünde  müdahale ediyorsa vicdanlıdır,yok eğer cep telefonu ile görüntü almaya çalışıyorsa  buna da vicdansız denildiği gibi).

                Sayın cumhurbaşkanımız “ kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz, fıtratına aykırı” dediler.Bu ne anlama geliyor?kadın yaratılış olarak(fıtrat) bedensel anlamda erkeğe göre  ZAYIF anlamına gelmiyor mu?geliyor.Eeeee o zaman ZAYIFI korumak VİCDAN meselesi olmuyor mu?oluyor.

                 Anayasamıza göre  herkes KANUN ÖNÜNDE EŞİTTİR. Tamam anladık,kanun önünde öyle ama evde,sokakta,iş yerinde yani hayatın içinde öyle mi? maalesef –yukarıda diş kırma olayında olduğu gibi- öyle  değil.O halde yapılması gereken nedir? Her insanda az veya çok  var olan VİCDANI “ zayıfı koruma yönüne doğru “ kanalize etmektir(Bilinçlendirmektir).Bunu da yapacak olanların başında (İstanbul sözleşmesinden çıkan iktidardan beklenmeyeceğine göre)“ iş başa düştü” misali kadınlardır. Nitekim bildiğim ve duyduğum kadarı ile Bolu’da  mürekkep yalamış, gözü ve gönlü uygarlığa açık kadınlar “Tüm Üniversiteli Kadınlar Derneği proje Komisyonu” olarak bu konuda  sanal ortamda  faaliyet göstermektedirler ki her zaman ve her yerde  bu çalışmaların içinde gördüğüm Prof.Dr.Fatma Sırmatel’i takdir ve tebrik ediyorum.Ayrıca on yıllarca gerek yurt içinde ve gerekse yurt dışında bu konularda edindiği bilgi,görgü ve deneyimlerini kendi takdir-e şayan zekası ile harman ederek bunları adeta sanal bir VAKIF kurup toplumla paylaşmayı şiar edinmiş 36 yıl kamu hizmetinden sonra emekli olmuş  PROF.Dr.Sibel Kalaycıoğlu’na da teşekkür eder,başarılar dilerim.

                  Hoşça kalın.24/05/2021

                                                                                  İLHAMİ CANDEMİR

                                                                      

         

YORUM EKLE

banner128

banner124