Devrim için televizyonların kırılması şart!

Devrim için televizyonların kırılması şart!

    Türkiye’nin önde gelen film yönetmelerinden Metin Yeğin V.İşçi filmleri festivali kapsamında geldiği Bolu’da son filmi “D” ‘nin Bolu Halkevi çok amaçlı salonunda...

 

 

Türkiye’nin önde gelen film yönetmelerinden Metin Yeğin V.İşçi filmleri festivali kapsamında geldiği Bolu’da son filmi “D” ‘nin Bolu Halkevi çok amaçlı salonunda gerçekleştirilen gösterimine katıldı.12 Eylül sürecine farklı bir bakış açısı getiren “D” filminin gösterimi öncesinde gazetemizin haber müdürü Hakan Karacaören’in sorularını yanıtlayan Yeğin “tüm olumsuzluklara karşın benim Türkiye insanından umudum var. Kendi gücümüzün farkına vardığımız zaman tüm dünyada tükenme aşamasına gelen neo-liberal politikalara karşı ülkemizde de bütünsel bir direniş başlayacak belki de bu yeni bir değişim sürecinin de başlangıcı olacak” dedi.

Sayın Yeğin sizi ilk 2006 yılında Bolu il kültür sitesinde “Topraksızlar” isimli belgeselinizin gösterimi sırasında yaptığınız konuşma esnasında izleme şansı bulmuştum. Orada yaptığınız konuşmada Türkiye’yi gökdelenden düşen bir insana benzetmiş ve “şu anda daha gökdelenin en üst katlarında olduğumuz için hiçbir şeyin farkında değiliz çünkü daha satılmamış barajlarımız, köprülerimiz, fabrikalarımız ve işletmelerimiz var bunlar birer birer satıldığında dibe doğru düştüğümüzün farkına acı bir şekilde varacağız” demiştiniz. Aradan geçen 4 yıl sonra Gökdelen’in hangi katına geldiğimizi sorabilir miyim?

Tekel işçileri ile birlikte yaşanan süreç’in birçok insanın dibe doğru hızla düşmekte olduğumuzu anlamasına büyük bir yardımı olduğunu düşünüyorum. Dünya’da kapatilizm’in üst üste yaşadığı buhranlar ve ülkeleri kriz üzerine krizlere sürüklemesi yüzünden bu sürecin yavaşladığını söyleyebilirim. Örneğin bugün Milli Piyango işletmesinin satılmamasının sebebi küresel sermayenin şu anda buna ayıracak parasının olmamasından kaynaklanmaktadır ama bu ülkemizin dünya’da en fazla işsizin yaşadığı 4.ülke olduğu gerçeğini değiştirmiyor. O yüzden bu dünya krizinden Türkiye’nin bu açılardan avantajlı çıktığını söyleyebilirim ama Türkiye’nin elektrik ve su gibi çok önemli kaynakları halen kendisi üzerindedir ve halkın en doğal kullanım hakkı olan bu kaynaklar küresel sermaye tarafından oldukça pahalı bir tarifeden halkımıza yeniden pazarlanmak üzeredir. O yüzden özelleştirmelere dikkat etmek gerekmektedir. Çünkü bunlar çok kârlı işlerdir şu anda gündemden düşen Galataport’un bile 4,5 milyar dolarlık bir değeri vardır. Burada ülke insanının çok dikkatli olması gerekmektedir.

AKP hükümetinin neo-liberal politikalarına karşın sistem CHP-MHP Koalisyonunu pompalıyor gibi… Sizce bundan başka bir alternatifi yok mu Türkiye’nin? Bu ikileme muhtaç mıyız?

   Yaşanan tüm bu dayatmalara karşın ben her zaman bir umudun ve çıkış yolunun olduğunu söylemek istiyorum. Çünkü ülkemiz büyük bir travma yaşıyor ve her travma bundan kurtulmak için kendi içersinde bir yaratıcılığı taşımak zorundadır. O yüzden ben bunun içersinden bir şey çıkma ve her şeyin değişebileceği yönündeki umudumu her zaman taşıyorum. Şu anda Neo-liberal politikaların çöktüğü bir dünyada yaşıyoruz. ABD’de Obama sağlık yardımlarının daha da artırılması gerektiğini söyleyerek daha kamucu bir politika izlemesine rağmen bizim hükümet “sağlıkta reform” adı altında özelleştirmeci politikaları savundu. Hatta bunları yaşama geçirmeye çalıştı. Ben kendi adıma Tekel işçileri direnişinin umutlu olmamız için iyi bir neden olduğunu düşünüyorum, şeker fabrikaları ve Çay-Kur işçilerinin de sıranın tekel işçilerinden sonra kendilerine geldiğinin farkına vararak benzeri bir direniş yapacaklarını düşünüyorum… Yani tüm bu kötü gidişata rağmen içimde hep bir umudu taşıyorum.

 

32 yıl aradan sonra Türkiye 1 Mayıs’ı Taksimde kutladı. Zannedersem sizde oradaydınız. Yıllar sonra Taksimde 1 Mayıs kutlamanın ne anlama geldiğini sorabilir miyim?

1 Mayıs İşçi Bayramı'nı Taksim'de kutladık. 32 yıl sonra güzel tabii ki, direndiğimiz bir şeyin olması ama hepimizin damağında buruk bir tat oldu.1 Mayıs Meydanı’nda neden en azından 33 yıl önce meydanda yitirdiğimiz arkadaşlarımız için bir saygı duruşu olmadı? saat 12'de bir anma olmuş, ama o sırada meydandaydım ve farkına varmadım. Benim açıkça sorduğum şu; neden yüz binler 70’lerde olduğu gibi sıkılmış yumruklarıyla o meydanda bir dakika durmaya davet edilmedik? Ben 76 ve 77 1 Mayıs’ına katılmış bir insan olarak içimde büyük bir burukluğun olduğunu söylemek istiyorum. Oysa 1 Mayıs Ne güzel bir tarih yeniden doğmak için. Onların düzen, intizam içinde uslu olursak oyun parkında dolaşmamıza müsaade ettikleri için değil bu düzeni değiştirmek için çok güzel bir gündür 1 Mayıs. Yani Yeniden kamulaştırmalarımızla ya da toplumsallaştıracağımız üretim ile ve özgür yurttaşlık için çok güzel bir gündür 1 Mayıs.

Siz dünyanın dört bir yanında özellikle Latin Amerika’da birçok belgesel çeken bir insansınız. O ülkelerde 1 Mayıs nasıl kutlanıyor?
Chavez, Venezuella'da petrolün denetimi için bir adımı 1 Mayıs'ta atmıştı. 'Bolivya Devlet Başkanı Evo Morales ise geçen senelerde olduğu gibi bu yıl da ülkedeki bazı özel şirketleri kamulaştırma kararını 1 Mayıs'ta açıkladı. Morales, ülkede ikisi yabancılara ait üç özel elektrik şirketini kamulaştırdı. Devlete ait Ulusal Elektrik Dağıtım Şirketi'nin (ENDE) Başkanı Roberto Peredo, Morales'in Fransız, İngiliz ve Bolivya şirketlerinin elinde bulunan üç özel elektrik şirketinin kamulaştırılmasını öngören kararı onayladığını belirtti. Bu şirketlerin kamulaştırılmasıyla, ülkedeki elektrik üretiminin yüzde 80'inin devlet kontrolüne geçeceği belirtildi. Yani 1 Mayıs’a böyle güzel simgesel anlamlar yüklüyor bu ülkeler…

Peki ya Küba?

Ben Küba’da devlet başkanı Castro’nun da konuştuğu yaklaşık 1.000.000 insanın katıldığı Havana’daki 1 Mayıs’ı izleme şansını yakalamıştım. Oradaki coşku anlatılmaz yaşanır türünden bir olaydı. Yeri gelmişken ben kırmızı rengin resmileştirilmesini doğru bulmuyorum yani Kızıl meydan’daki 1 Mayıs kutlamaları bana bu açıdan hiçte iç açıcı gelmiyor. Resmiyet yerine coşku’yu her zaman tercih ederim.

Sayın Yeğin ülkemizde alternatif sinemanın en önemli temsilcilerinden biri olarak vermek istediğiniz mesajı geniş kitlelere yaymak için daha popüler demeyim ama daha farklı film ya da belgesel çekmeyi hiç düşündünüz mü?

Benim bu tür mesaj kaygılarım hiçbir zaman olmadı. Anlatmak istediğim şeylerin halkımız tarafından algılanamaması gibi bir şüpheye hiçbir zaman düşmedim. Ben devrim için televizyonların kırılması gerektiğine inanıyorum. Şu anda günümüzün en devrimci söylemlerinden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü Televizyonlar ve bilgisayarlar tarafından yönetildiğimiz bir dünyada yaşıyoruz. Örnek vermek gerekirse biz Beyrut’a belgesel çekmek için gittiğimizde herkes bize Polat Alemdar'ı soruyordu. Sandviççi, Hizbullah sözcüsü, ayakkabı boyacısı, Şii, Sünni, Morani, hatta komünisti ama herkes hemen onun maceralarından söz ediyordu. Evinde kaldığım Ermeni arkadaşımla konuşurken kahraman olmak için ne yapılması gerektiğini çok daha iyi anladım. Bunu televizyonda yapacaksınız. Gölge oyununa dâhil değilseniz hiçbir şeysiniz. Bu yüzden bütün Ortadoğu'nun kahramanı başbakan Recep Tayyip Erdoğan şimdi. O meşhur 'One Minute' repliği ile Hizbullah'ın, Komünist Parti eski sekreteri ya da komünist gençlerin kahramanı. Bush'a atılan pabuç ile birlikte iki unutulmaz figür onlar. Sayın Erdoğan bildiğiniz gibi bugünlerde İsrail ile imzalanmış anlaşmaların gereğini de yerine getiriyor.

Biraz da son filminiz “D” hakkında konuşsak

Bu benim ilk uzun metrajlı kurmaca filmim. İşçi Filmleri Festivali kapsamında İstanbul, İzmir ve Ankara'da sinemaseverlerle buluştu. Film, 12 Eylül Darbesi'nin koşullarını politik zemin yaparak firar hikâyesini anlatıyor. Meşhur “Kelebek” filmi’ni sevenler bu filmi de mutlaka seveceklerdir. Ben bu ülkede cüretli filmlerin yapılması gerektiğini her platformda vurgulamış biriyim. Bu film bence 12 Eylül’e karşı yapılmış bir karşı çıkışı anlatmaktadır. Bu düzeni değiştirmek isteyen insanların verdiği onurlu mücadeleyi anlatmaktadır. Eğer dünya’da Dakika’da 3 kişi açlıktan ölüyorsa sizin vicdan sahibi biri olarak buna kayıtsız kalmamanız gerekir. Bu yüzden ben bu düzeni ve dünyayı değiştirmek istiyorum.12 Eylül ile ilgili filmler genelde bir yenilgi filmleridir. Ama ben bu sefer farklı bir yol izledim ve bir tür karşı çıkışı anlattım.

Son olarak Bolu ile ilgili izlenimlerinizi öğrenebilir miyim?

Bolu’ya zannedersem 5.ci ya da 6.gelişim olması lazım. Geçen yıl Abant İzzet Baysal Üniversitesinde dersler vermiştim. O yüzden kentinizde kendimi hiçbir zaman yabancı hissetmiyorum. Buradan da gazeteniz aracılığı ile herkese selamları gönderiyorum…

Metin Yeğin KİMDİR?

1963'te İstanbul'da doğdu. İ.Ü. Hukuk Fakültesi'ni bitirdi. Cambridge Üniversitesi'nde sinema eğitimi aldı. Hiçbir zaman sınıf başkanı olamadı. 12 Eylül'ü cezaevinde karşıladı. Dünyanın birçok ülkesinde avukatlık, bulaşıkçılık, taksi şöförlüğü, sandviççilik yaptı. Meksika'da Chiapas'da uluslararası insan hakları gözlemcisi, Ekvador'da bambu evlerin yapımında işçi, Guatemala yerli hakları kongresinde katılımcı, Nikaragua'da karides avcısıydı. Chipas'da Subkumandan Marcos'la, Venezuella'da devlet başkanı Chavez'le, Arjantin'de uluslararası terörizm cezaevi hücresinde Leonardo Bertulazzi ile görüştü. Yaptığı filmler 55 ülkenin festivallerinde oynarken, her festivalde, otel ve kahvaltı karşılığında o ülkelerin filmlerini yapmaya devam etti. İtalya'da Il Manifesto'ya, İngiltere'de Nerve'e, Arjantin'de Pais'e yazdı. Türkiye'de ve dünyada birçok gazete ve dergiye, ayrıca duvarlara yazı yazmaya devam ediyor. Türkiye'de NTV'ye, Polonya ve Arjantin televizyonlarına belgesel yaptı. Filmleri Rize Çay Kongresi'nde, Arjantin işgal fabrikalarında, Liverpool üniversitelerinde, sokaklarda gösterildi. Açık Radyo'da "İki Maceraperestin İnanılabilir Serüvenleri", "Yeryüzünün Lanetlileri" ve hala sürmekte olan "Dünyanın Sokakları" programlarını yaptı. Bazı filmleri: Likya Yolu (2000), Üç Kıtada Devrialem (2001), F (2001), After (2001), Güzel Günler Göreceğiz (2003), Para Pachamama (2003), Topraksızlar (2003). Bazı Kitapları: Marcos'la On gün (2000), Firari İstanbul (2001).

HABERE YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.