Şehitlerimiz, gazilerimiz, intihar eden polislerimiz – 3

Pazar günü İstanbul Beyoğlu’nda düzenlenen kalleş terör saldırısında yaşamını yitiren tüm yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı, yaralılara acil şifalar diliyorum. Belli ki bu patlamaya ilişkin bilmediklerimiz bildiklerimizden fazla ve kamuoyuna anlatılan bazı şeyler epey su götürür nitelikte. Milletçe uyanık olursak hiçbir güç terörizmin yol açacağı korku ikliminden yararlanarak toplumsal-siyasal manipülasyona girişemez, girişse de sonuç alamaz.

Serinin üçüncü ve son yazısıyla karşınızdayım. Gazilerimizi ve şehitlerimizin yakınlarını ele alacağım. İlk yazıda da belirttiğim gibi, bu insanların sırtlarının sıvazlanma düzeyi ile gündelik hayattaki dertlerinin çözülme düzeyi arasında büyük bir mesafe var. Türkiye’de siyaset daha çok atışmalar ve demagoji üzerinden ilerlediği, siyasi partilerin halkı ilgilendiren pratik sorunlara dair çözüm önerilerinin tartışılmasından uzaklaştığımız için, meclisin halen ikinci büyük partisi olan, iktidara talip asırlık çınar CHP’nin bu konuda neler dediğini aktaracağım.

CHP uzun yıllardır bir Şehit Yakınları ve Gaziler Yüksek Kurulu oluşturulmasını savunuyor. 2015 ve 2018 yıllarındaki genel seçimlerde partinin beyannamesi gazilerin ve şehit yakınlarının sorunlarının bilincinde olunduğunu ve iktidar gelindiğinde bunlara yönelik ayrıntılı çözümlerin hayata geçeceğini ortaya koydu.

CHP, özellikle de Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu yıllardır aynı şeyleri ısrarla söylüyor. Bunu hem fikrî takip ve vaatte tutarlılık adına yapıyor, hem de yandaş medya düzeniyle gözleri kör, kulakları sağır kılınmış, paralel bir gerçeklikle efsunlanmış milyonlarca yurttaşımıza ulaşmak için yapıyor. Sizi kitlelerden ayıran duvarlara ısrarla vurursanız, oralarda çatlak açar ve sesinizi mutlaka duyurursunuz. Yeter ki sebat edin.

Kılıçdaroğlu son olarak geçen salı günkü grup toplantısında meseleyi gündeme getirdi: “Terörle mücadele sırasında yaralanıp, gazi sayılmayanlar derneği var. Jandarmada 11 bin 500 kişi, Kara Kuvvetleri Komutanlığı’nda 6 bin, poliste 2 bin 500; toplamda 20 bin asker ve polis gazi sayılmıyor. (…) Çatışmada bir gözünü kaybedenler var, vücudunda şarapnel parçası ile gezenler var. Parmakları kopanlar var ama bunlar gazi sayılmıyor. 15 Temmuz’da tırnağı yaralandı mı, onu gazi sayıyoruz. Olmaz. (…) Saygın bir devlet çifte standardı kabul etmez. 6 milyon sığınmacıyı besliyorsun ama 20 bin gaziyi gazi saymıyorsun.”

2021 ve 2022 yıllarına baktığımızda da CHP’nin meseleyi defalarca gündeme getirdiğini görüyoruz. Kılıçdaroğlu 18 Mart 2021’de, şehit aileleri ve gazilerle pandemi koşullarında video konferans yoluyla bir araya geldi. O görüşmede şunları söyledi CHP lideri: “Bir şehit annesine babasına 600 lira, 700 lira aylık bağlanması Türkiye Cumhuriyeti devletinin ayıbıdır aslında. En azından asgari ücret verin kardeşim. Niye 600 lira, 700 lira? Türkiye Cumhuriyeti devletinin ona ayda 5 bin lira, 6 bin lira, 7 bin lira, 10 bin lira verecek parası mı yok?”.

Aynı yılın Eylül ayında gazilerle bu defa yüz yüze buluşan Kılıçdaroğlu, gazilerin sorunlarının çözümüne yönelik 8 madde açıkladı. Tunceli Çemişgezek’te 1997’de yaralanan gazi Mehmet Çelik, Kılıçdaroğlu önderliğinde Şehit Aileleri ve Gaziler Koordinasyon Merkezi’nin kurulduğunu belirterek, şehit aileleri ve gazilerin taleplerini CHP’ye sunduklarını söyledi.

“Daha ne yapacaksınız, 2 sene sonraya gün vermişsiniz.”

Batman’da 1997’de gazi olan İzzet Ertunç ise sorunlarını şöyle özetledi: “Bizim yaşadığımız en büyük sorun protez. Ben hastaneye müracaatımı yapıyorum, yaptıktan sonra bana ‘Sen 2 sene sonra protezini yaptırabilirsin’ diyorlar. (…) Benim gibi sandalyeye bağlı olan arkadaşlarımız var. Sandalyeye yazdırırken 5 sene kota koyuyor. Bir insan 5 sene aynı ayakkabıyı giyebilir mi? (…) Hastanelerde ilaç için gittiğimizde bizden katkı payı alıyorlar. Geçmişte hastanelerde önceliğimiz vardı. Onu da kaldırdılar. (…) Örneğin bir gazimiz dişten randevu almış, kendisine kaplama için 2 sene sonrasına gün vermişler. Sonra bize diyorlar ki ‘bizler sizin için ne yapsak azdır’. Daha ne yapacaksınız, 2 sene sonraya gün vermişsiniz.”

Yer sınırından ötürü Kılıçdaroğlu’nun açıkladığı 8 maddenin tamamını paylaşamayacağım ama sanırım en önemlisi, gaziler arasındaki statü ve hak farklılıklarının kaldırılması. Kıbrıs, terör, 15 Temmuz gazileri aynı statüde yer almıyor, aynı özlük haklarına sahip bulunmuyor. Bunu Kılıçdaroğlu başka zamanlarda da dile getirdi. Örneğin bu yılın Mart ayında bir kez daha ayrımcılığın kalkması çağrısında bulundu: “Kore gazileri var, zaman zaman onlarla da karşılaşırım. Allah aşkına Kore’ye gittiler, bu ülke için gittiler. Üçüncü sınıf evlat muamelesi görüyoruz, bizim adımızı bile anmıyorlar diyorlar. (…) 15 Temmuz gazileri var, diğer gaziler var. Olmaz, gazi gazidir arkadaşlar, ayrımcılık olmaz.”

Kemal Kılıçdaroğlu yaklaşık 2 ay önce ise, iktidara geldiklerinde 18 Mart Şehitler Günü’nde şehit yakınlarına ve 19 Eylül Gaziler Günü’nde malûl gazilere birer maaş ikramiye verileceğini açıkladı. Bu bahiste son olarak değineceğim şey ise, Kılıçdaroğlu’nun üç yıldan beri pek çok defa, 2016’daki Fethullahçı darbe girişimi ve İstanbul Dolmabahçe’de PKK’nın kanlı terör saldırısında şehit olanların yakınları ve gaziler için toplanan paraların, sahiplerine verilmediğini hatırlatması. Gerçekten utanç verici bir durum. Deprem vergilerinin depreme hazırlık için kullanılmamasına denk bir pervasızlık.

Bu yazı dizisini, 20 yıllık iktidarın tavrını özetlediği için Orhan Veli’nin dizeleriyle noktalayalım:

Neler yapmadık şu vatan için!

Kimimiz öldük;

Kimimiz nutuk söyledik.

Önceki ve Sonraki Yazılar