Taşra medet beklerken

21 Aralık’ta sevgili Erhan Beykoz’un, ertesi gün de “Makinist” mahlaslı yazarın Olay Gündem’de art arda yazıları yayınlandı. Beykoz “Dörtdivan’a sahip çıkın” başlığını atarken Makinist de Dr. İlknur Türkoğlu’nun satırlarına yer vererek mealen “Kıbrıscık’a sahip çıkın” diyordu. Köroğlu’nun doğduğu Dörtdivan ile nam saldığı Kıbrıscık günümüzde birbirleriyle komşu olan, aralarında hem benzerlikler hem de farklılıklar bulunan iki ilçemiz. Ancak öyle sanıyorum ki bir süredir benzerlikler ağır basıyor ve aralarındaki en güçlü ortak payda da bir zamanlar parıldayan bu köklü yerleşimlerin artık makus bir talihle malul olmaları.

Erhan Beykoz, coğrafi koşulları itibarıyla hem tarım hem de kümes hayvanı yetiştiriciliği için elverişli olan, ayrıca kış turizmi bölgesi olması bakımından potansiyeli yüksek Dörtdivan’ın sahipsizliğinden yakınıyor. Gerçekten ben de Dörtdivan’a ilkin 8 yıl önce gitmiş, tabiatından çok etkilenmiş ve bundan neden yararlanılmadığını kendime sormuştum. Öyle anlaşılıyor ki ilçeyi kalkındırması beklenenler de bunu iç sesleriyle sormakla yetiniyorlar, belki onu bile yapmıyorlar.

Beykoz, Dörtdivan’ın, AK Parti’nin yurt genelinde en yüksek oy aldığı yerlerin başında gelmesi ile sahipsiz bırakılması arasındaki tezada dikkat çekip yeterli iş alanları olmadığına, halbuki iş alanları, tarım ve hayvancılık geliştirilse ilçeden göçün duracağına işaret ediyor. Belediye Başkanı Hamza Efe’nin dar olanaklara rağmen elinden geleni yapmaya çalıştığını belirten Beykoz’un şu satırları çarpıcı: “Bir vekilimiz olsa, ASKİ ile görüşecek ve su havzası içinde var olan arazide arıtma yoluyla yapılacak yatırım sonrası sıkıntı giderilecektir”.

***

Gelelim Kıbrıscık’a. İlknur Hoca’nın yazısı da Dörtdivan’dakine benzer bir manzarayı betimliyor: 60 yılda 8300’lerden 3100’lere inmiş bir nüfus. Son yıllarda kapanmış kamu kurumları. İçinde yaşayan olmadığı için hızla harabeye dönen geleneksel mimari örneği ahşap evler. Üstüne üstlük ilçe halkının karşı olduğu, yakında başlatılması planlanan ve havayı, suyu, toprağı kirletecek olan madencilik faaliyetleri.

İlknur Türkoğlu’nun şu ifadeleri, geleneksel kültürün yok olmasının vahametini anlatıyor: “Büyükanneler hamuru nasıl mayalardı, bazlamayı nasıl yapardı, bahçesindeki meyve sebzeyi nasıl yetiştirirdi, bebeğini nasıl büyütürdü, bu bilgiler buhar olup uçuyor. Oysa bu bilgiler Anadolu’nun kadim halklarının birbirine aktardığı, yaşadıkları coğrafyadan doğan, biricik bilgiler”.

***

Merkezi idarenin sahipsiz bırakması bakımından Kıbrıscık Dörtdivan’ın kaderini paylaşıyor. Bu soruna defaatle dikkat çeken İl Genel Meclisi üyemiz, sevgili ağabeyim Alaattin Karadoğan en son Bolu Havadis gazetesine verdiği demeçte, ilçedeki âtıl kamu binalarının akıbetinin belirsiz olduğunu, yegâne yatırım olan sağlık ocağı inşaatının ise halâ bitirilemediğini söyledi.

Fakat birileri de inatla Kıbrıscık için çabalıyor, uğraşıyor. Bolu Belediyesi burada geçen yıl mantar kompost üretim fabrikası açtı, Başkan Tanju Özcan açılış törenindeki konuşmasında nihai hedefin Türkiye’nin mantar üretiminin yüzde 30’unu tek başına Bolu ilinden karşılamak olduğunu belirtti. Kıbrıscık eski Belediye Başkanı Doğan Dağ döneminde turizme kazandırılan Köroğlu Dağ Evleri daha da geliştirilerek hizmet vermeye devam ediyor.

Kıbrıscık’a has kalsedon taşından üretilen takıların ilçe ekonomisine katkı sağlaması mevcut Belediye Başkanı Emin Tekemen döneminde gerçekleşti. Alaattin Karadoğan, Doğan Dağ, İsmail Özdemir ve Abdullah Bayramoğlu ortaklığında kurulan ve geçen Eylül’de açılışı yapılan Bafra koyunu damızlık işletmesi Kiberis de ilçe ekonomisine katkı veren bir girişim olarak dikkat çekiyor (meraklısına; KiberisAladağ çayının antik dönemdeki adı ve Kıbrıscık kelimesi de muhtemelen buradan geliyor).

***

İyi niyetli (üstelik sonuç veren) girişimler bir yana, büyük kentlerin taşradan nüfus çekmesi aslında tüm Türkiye için geçerli bir sorun. Bolu’da ilçelerimizin yarıdan fazlası açıkhava huzurevi niteliğinde ama bunun yurt geneline şamil olduğunu, temelde ekonomik nedenlerden kaynaklandığı için de kaçınılmazlığını kabul etmemiz gerekiyor. Ne mutlu ki Bolu toplamda nüfusu azalan illerden değil. Merkez ilçe nüfusu öylesine artıyor ki, diğer tüm ilçelerimizde nüfus azaldığı halde il genelinde artış sağlıyor.

Çözüm ne? Çözüm Ankara’daki zihniyetin değişmesi. Yani iktidarın değişmesi. İnsanlık tarihinde on bin yıl önce tarımın ilk kez yapıldığı bir coğrafyada, otuz yıl öncesine kadar tarım ve hayvancılıkta dünyanın sayılı ülkelerinden birinde bugün ekip biçmek, hayvan yetiştirmek kârdan çok zarar getiriyorsa, gıda enflasyonu genel enflasyonun üzerindeyse, en temel gıda ürünleri el yakıyor, bir kilo peynirin fiyatı bir kilo eti geçiyorsa; uygulanan politikalara kibarca aymazlık mı yoksa sertçe ihanet mi diyeceksiniz, ona da siz karar verin.

Küresel iklim krizi koşullarında, gıda güvenliği stratejik bir konu haline gelmişken, önümüzdeki on yıllarda metropoller gitgide yaşanmaz hale gelecekken,Türkiyemiz küresel göç hareketlerinin gitgidehem hedef hem de transit ülkesi olacak, bir yandan da yakın gelecekte su fakiri bir ülke olma tehlikesi altındayken (tüm bunlar coğrafi koşullarından ötürü Bolu için riskler ve fırsatlar barındırıyor); sorun ancak ulusal düzlemde çözülür.

Bir de tabii Ankara’da bu şehre gerçekten katkı verecek milletvekilleri gerek!

Önceki ve Sonraki Yazılar